İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

31 Mayıs 2012 Perşembe

İstanbul'daki Hayvan Barınakları



                                  İstanbul’daki Hayvan Barınakları
İstanbul da sokakta yaşamak zorunda bırakılan sahipsiz hayvanlar sorunu gün geçtikçe artmaktadır. Hayvanları bir hevesle alıp daha sonra onları bakmak istemeyip sokağa bırakan da insanlar, daha sonra bu sokakta yaşayan hayvandan şikâyet eden de insanlar… Sokak hayvanlarının bu kadar çoğalması insanların neden olduğu bir problemdir. Sokakta yaşamak mecburiyetinde bırakılan hayvanların büyük bir çoğunluğunun aslında evde bakılmak üzere alınıp daha sonra bakımı yüzünden sokağa terkedilen masum hayvanlar olduğu bilinmektedir. Bu hayvanların çilesi evden atılmakla bitmeyip sokakta da daha zorlu şartlar altında devam etmektedir.  Hayvanlar sokakta çeşitli işkencelere maruz kalmaktadırlar. Hayvanların da bir canlı olduğunu unutup aslında insanlığını unutan caniler bu sokakta yaşayan hayvanlara karşı oldukça acımasız davranmaktadırlar.  Bu hayvanlara zor şartlar altında sahip çıkan ve onlara bakan hayvan severler oluşturdukları çeşitli kuruluşlarla halkı bilinçlendirmeye çalışmaktadırlar. Hayvanlarla asıl ilgilenmesi gereken devlet kuruluşları iken sokak hayvanlarını koruma hayvan severlere kalmıştır. Hayvan severler ise yapmış oldukları protestolarla devletin bu konuyla ilgilenmesini sağladılar ve hayvan barınakları oluşmaya başladı. Ancak yetersiz olan bu barınaklara hiçbir şekilde ilgi gösterilmedi. Bu barınakları hayvan severler ayakta tutmaya devam ediyorlar çünkü yeterli maddi destek ve ekipman devlet tarafından sağlatılmıyor. Barınakların en temel ihtiyaçları:  Mama, su, ilaç, aşı, su-yemek kabı, vitamin, tel çit, temizlik malzemeleri, kulübe, teknik ekipman, veteriner ve en önemlisi gönüllüler. Bu temel ihtiyaçlara karşı devleti ve halkın duyarsız olması bu hayvanları ölüme götürüyor. Yeterli ve tam kapasiteli olmamasına karşı İstanbul da 40 a yakın barınak vardır onlardan bazıları şunlardır:
İstanbul Ataşehir Barındırma Merkezi
Hayvan sayısı:1267 köpek-20 kedi
İstanbul Beykoz barınağı
Hayvan  sayısı: 1600 köpek
İstanbul Büyükada hayvan barınağı
Hayvan sayısı: 170 köpek
İstanbul Şile hayvan barınağı
Hayvan sayısı: 100 (kedi-köpek)
İstanbul Tuzla hayvan barınağı
Hayvan sayısı: 300 köpek kapasiteli
İstanbul Yedikule hayvan barınağı
Bahçelievler hayvan barınağı
Hayvan sayısı: 75 köpek
Bakırköy sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi
Hayvan sayısı: 570 köpek-30 kedi barınağı
Mimar Sinan barınağı
Hayvan sayısı:150 köpek
Büyükçekmece hayvan bakım, tedavi ve rehabilitasyon merkezi
Hayvan sayısı: 3000 köpek
Güngören hayvan toplama ve kısırlaştırma merkezi
Hasdal rehabilitasyon merkezi
Üsküdar hayvan barınağı
Avcılar hayvan barınağı
Sarıyer hayvan barınağı
İstanbul’da yaşayan sokak hayvanları hakkında yapılan bazı araştırmalara göre;
Dünya Sağlık Örgütünün araştırmasına göre İstanbul’da her 1000 kişiye 8,4 sokak köpeği düşmektedir. (WHO, 1990 Cenevre).
İstanbul nüfusu\bin kişi=köpek sayısı 12,000,000\1,000=12,000x8.4=100,800.
Her 6 ayda bir bütün dişilerin doğurması halinde (sokak köpekleri ortalama 7–8 yavru yapar) 350,000’in üstünde köpek doğar. Artış logaritmiktir. Köpekler 6–8 aylık olduklarında doğurganlığa erişirler. 1 sağlıklı dişi müdahale edilmediği takdirde 6 yılda 67,000 köpeğe ulaşacak kadar üretkendir. (DDF 1998)


Kaynakça:
*http://arsiv.indigodergisi.com/arsiv/mujdecoskun_02.htm      Erişim tarihi: 30 mayıs 2012
Not: Bu fotoğraf 30/05/2012 tarihinde saat 18.00’da Aksaray semtinde Rifat Üçleroğlu tarafından çekilmiştir.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

TARİHİ FENERBAHÇE VAPURU




Kısaca Fenerbahçe vapurunun teknik özelliklerinden bahsecek olursak; 1952'de İskoçya'da 
yapımına başlanan ve 29 Mayıs 1953'te İstanbul'da hizmete giren yolcu vapurudur. Şirket-i 
Hayriye bünyesinde çalışan vapur 23 Aralık 2008'de hizmetten alınarak Rahmi M. Koç 
Müzesi'nde sergilenmeye başladı.


Biz bu hafta Rahmi koç müzesine Fenerbahçe vapurunu gezmeye gittik. Vapur Eski 
dokusunu koruyacak şekilde restore edilmiş ve ziyaretçilerinin beğenisine 
sunulmuştur. Vapurun içersinde Titanik müzesi, Vapur maketlerinin teşhir edildiği 
bölüm, restaurant kısmı ve en önemlisi İstanbul ile bağdaşmış olan vapurda çay simit 
kültürü halen aktif olarak yaşatılmaktadır.


Köfteci İle Röportaj


KÖFTE-TAVUK PİRZOLA-SUCUK

Okulumuzun e1 binasının arkasında ki otoparkta köşede seyyar bir araba da satılan köftenin tadına biz ancak bu sene varabildik. Süleyman ağabey ile içten ve samimi bir sohbet edip hem de köfte ekmek yedik.

Merhabalar, öncelikle adınızı öğrenelim.

Merhaba ben Süleyman Zümrüt.

Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz?

31 yıldır.

Peki, ne zamandır buradasınız?

2 yıl diyelim. Yani iki yılı geçti de biz 2 yıl diyelim.

Neden yer olarak burayı seçtiniz?

Ben buranın çok eskisiyim, bu semtin çok eskisiyim. Burada sizin okulunuz daha yokken sizler bilmiyorsunuz burada halk pazarı vardı benim orada dükkânım vardı. Yıkıldığı için ve okul yanı olduğu için tekrar burayı tercih ettim.

En yoğun olduğunuz günler?

Hafta arası. Yani Pazartesi ve Cuma günleri arası. Hafta sonu biraz daha işler düşüyor.


Memnun musunuz işinizden?

Çok memnunum.

Peki bizimle paylaşabileceğiniz bir lezzet sırrınız var mı?

Şimdi ben çok özel şeyler kullanmıyorum. Yani her şeyin doğalını kullanmaya çalışıyorum. Yani öyle sahtekârlıkla olmaz bu işler, dürüst olacaksınız. En büyük şeyim benim dürüstlüktür. Asla dürüstlüğümden ödün vermem. Bunu yıllardır da bütün müşterilerim bilirler.  Sadece bu konum itibariye dışarıda beni tanımayan insanlar farklı görebilirler. Tabi dükkân olsa daha farklı olabilirdi. Ama  buda böyle bir furya. Lezzet konusuna gelince dediğim gibi her şeyi olması gereken şeylerden yapıyorum dışarıdan olmaması gereken şeyler eklendi mi o lezzeti alamıyorsunuz. İşte sır burada.


Röportaj videosunu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=uYjBZK4U6gg

Fenerbahçe Simitçisiyle Röportaj


Fenerbahçe Simitçisi ‘Mehmet ARAL’
Simit, sokak mutfağının en sevilen ve en tercih edilen yemeklerinden biridir. Bizde bu sebeple bu hafta Fener Kalamış caddesinde simitçi olan Mehmet Aral’a merak ettiğimiz soruları yönelttik. Hem simit yedik hem de güzel bir sohbet ettik.

 Kaç senedir yapıyorsunuz bu işi, biraz kendinizden bahseder misiniz?
1957 doğumluyum. Ben aslında 10-15 seneden beri yapıyorum. Bu işi yapmadan önce konfeksiyon işi yaptım, Mahmutpaşa da büfe işlettim. 75 yılından beri Bostancıda oturuyorum. Futbol hayatım vardı benim. Başbakanla bile top oynadım. 2 sene İett’de oynadım daha sonra Beşiktaşta alt yapıda oynadım. Fakat sakatlandım o yüzden de hazır giyim işine girdim. 80 senesinde Mahmutpaşa’da büfe işlettim çok güzel işler yapıyordum o zaman. 2000 senesinde emekli oldum ondan sonrada gıda işlerine girdim işte böyle. Zaten merakım vardır benim çok güzel yemek yaparım. Bulgur pilavından tut kuru fasulyesine kadar çok merakım var çok severim yemek yapmayı. İnsanı alıyor başka bir yere götürüyor yemek yapmak. Daha sonrada arkadaş vasıtasıyla böyle bir iş olduğunu söylediler tamam dedim bende böyle başladım bu işe.

 Simitçi olabilmek için nereden izin almanız gerekiyor?
Bu işi yapabilmemiz için Türkiye esnaf ve sanatkârları konfederasyonundan izin almamız gerekiyor. Aynı zamanda yer içinde onlara başvurmamız gerekiyor. Yani elimizi kolumuzu sallaya sallaya ben burada tezgâh açıp simit satacağım diyemiyoruz.

Simitleri nereden alıyorsunuz?
 Kadıköy’de yel değirmeninden alıyorum.


Bütün Anadolu yakasındaki simitçiler de oradan mı alıyor?
Hayır, isteyen oradan alıyor isteyen Hasanpaşa’dan alıyor. Birkaç tane fırın var yani anlaşmanıza bağlı. O fırınlarla anlaşıyorsun onlar size sabah getiriyorlar. 9-9.30 arası birde öğlene doğru getiriyorlar talebe göre telefonla tekrar isteyebiliyorsunuz.

 En çok hangi saatler arasında simit satılıyor?
Sabah satılıyor. Herkes çünkü işe gitmeden önce simit alıyor pratik oluyor tabi ayaküstü yanında bir meyve suyu bir ayranla ya da bir çayla kahvaltısını pratik bir şekilde yapıyor. Mesela geçen gün televizyonda izledim Amerika’da da kahveyle ‘bagel’ denilen susamsız çıplak bir simit varmış. Çok meşhurmuş, onlarda ayaküstü sokak yiyeceği olarak onu tercih ediyorlarmış. Amerikaların vazgeçilmezi diye tanıtıldı. Bizim de simidi dünya piyasasına tanıtmamız lazım.

 Burada şuanda gördüğüm üzere sadece sade simit satmıyorsunuz, simidi ikiye bölüp içine çeşitli malzemelerde koyuyorsunuz?
 Evet, simidin içine isterseniz pekmez, tahin, zeytin ezmesi, krem peynir, bal, şokella sürün bu sizin tercihiniz. Ben sadece krem peynir ve zeytin ezmesi sürüyorum. Şokella çok tercih edilmiyor bende yapmıyorum.

 Saat kaçtan kaça çalışıyorsunuz saatinizi siz mi belirliyorsunuz?
Sabahları en geç 7 de burada oluyorum. Akşamda 6 gibi evime dönüyorum. Arabayı bekliyorum aslında. Ring seferleri yapılıyor elimizde kalan simitleri toplamaya geliyorlar. Diğer tezgâhları da geziyor. Bende bostancıya kadar gidiyorum. Ben orada iniyorum o tekrar Bağdat caddesini dolaşıyor. Hem elimizde kalan simitleri alıyor hem de hesaplar var hesapları alıyor ondan sonra tekrar fırına dönüyor.


İşinizin bir zorluğu var mı?
Yazın iyi de kışın soğukta çok zor oluyor. Yoksa herhangi bir zorluğu yok. Ben yemek yapmayı da yemek işini de çok sevdiğim için işimi severek yapıyorum.

Tarihi Osmanlı Lokmacısı İle Röportaj


Tarihi Osmanlı Lokmacısı

Bu hafta sokak mutfağımızı tanımaya Eminönü’nde devam ettik. Kadıköy-Eminönü motorundan iner inmez etrafımızı saran balık kokusu ve bizi karşılayan balık-ekmek sandalları, turşucu ve Osmanlı lokmacıları sayesinde hem güzel bir ziyafet çekip hem de tarihi lokmalar hakkında bilgi aldık.    


Öncelikle lokma nasıl yapılır bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Lokma bildiğiniz gibi sevilen bir Türk tatlısıdır. Arapçadan geliyor ismi. Şimdi biz bunun hamurunu önceden hazırlıyoruz. Un, yaş maya ve toz şeker kullanarak yumuşak, cıvık bir hamur yapıyoruz. Daha sonra da kızgın yağda kızartıyoruz. En son olarak da üstüne şerbetini döküyoruz. Başka yerlerde şerbetsiz de yapılıyor ama o bu lokma gibi olmuyor.

Neden tarihi Osmanlı lokmacısı? Osmanlı zamanında çok mu meşhurdu lokma?

Tabi tabi, saray lokması da denir buna saray tatlısıdır çünkü. Hükümdarlar savaştan dönünce, zafer kazanınca ya da sevinçli bir haber olduğunda lokma dökülürmüş o zamanlarda da. Şimdi biliyorsunuz dizi de var televizyonda orada da görüyoruz şehzadeler doğduğunda hep lokma döktürüyorlar. Zaten bizim geleneğimizde de kandillerde, ramazanda ve mevlitlerde de lokma dökülür. İzmir’de ballı lokma tatlısı olarak geçer adı birde Antalya’da şerbet yerine sıcakken üzerine pudra şekeri dökülüp yenileni var.

Kaç senedir yapıyorsunuz bu işi?

Ben daha önce büfede çalışıyordum Kadıköy’de, sonra bir fırsat çıktı bu işe başladım. Memnunum çok. Bir sürü turist geliyor tabi ilgi de çekiyor. Çok beğeniyorlar lokmamızın tadını, kültürümüzü de tanıtmış oluyoruz bu sayede.

Satışlarınız nasıl? Turistler dışında da ilgi görüyor musunuz?

Turistler çok ilgi gösteriyor. Ama bizim halkımızda ilgi gösteriyor. Çok pahalı da değil zaten lokmalarımız. Porsiyonu 2 lira. Hem doyurucu hem de lezzetli. O yüzden vapurdan inen ya da balık ekmekten sonra tatlı yemek isteyen herkes tercih ediyor. Günün her saati yoğun oluyor burası. En çok öğlen, akşamüstü satıyoruz lokmalarımızı. Kışın zor oluyor fakat bahar aylarında satışlarımız gayet iyi. Birde ramazan ayında çok ilgi görülüyor özellikle iftardan sonra insanlar lokma yiyor.





  

28 Mayıs 2012 Pazartesi

SENSUS ŞARAP BUTİĞİNE KONUK OLDUK

                 
Bu hafta Sensus Şarap Butiği’nin konuğu olduk ve İstanbul’un şarap kültürünü biraz daha analiz etmeye çalıştık. 400’den fazla yerli şarabın bulunduğu Sensus’ta  şarabınızı kendiniz seçiyor, yanında yiyeceğiniz peynirlerinizi ise peynir bölümünden alabiliyorsunuz. Sensus’un en önemli özelliği ise sadece Türk şarabı satması. Bunun nedeni Sensus’ta şöyle açıklanıyor:
“Şarabın anavatanı Anadolu’dur ve kendi şarabımızın, kendi insanlarımız tarafından bilinmesini istiyoruz. “

Sensus’ta röportajımızı ise mekanın sorumlu kişisi Murat Çelebi ile gerçekleştirdik. Murat Bey, amaçlarının Türkiye’deki tüm şarapları burada satmak olduğunu söylüyor bize ve ekliyor: “Bunu bir şarap okulu gibi düşünün, buradaki şaraplar Türk şarabı ve buraya gelen insanlara iyi şarap pahalı şarap demek değildir demek istiyoruz.”
Murat Bey geçmişten de bahsediyor röportajımızda, Şarabın ilk çıktığı yerin Anadolu olduğunu kendisi de cümlelerine ekliyor ve zamanında Türkiye’de şarabın bazı dönemler yasaklandığını da dile getiriyor. Ancak yine Murat Bey’e göre şarap ilgi isteyen bir içkidir ve uzun bir hikayesi vardır. Bir kadeh şarap güzel bir sohbetle tüketilmelidir ve şarhoş olunacak bir içki değildir. İçimi rahat ve hafiftir, bu onu özel kılmaktadır.
Murat Bey’e göre şarap hem saray hem de sokak içkisidir. Bu onun birçok kültürü barındırdığını göstermektedir. Her insanın farklı bir damak tadı ve tüketim alışkanlığı vardır.  Sensus bunu insanlara yaşatabilecek mekanlardan biridir. 


Buyrunuz röportajımız:          





2012 Motosiklet ve Bisiklet Fuarı ziyareti


1-4 Mart 2012 tarihleri arasında Motosiklet, Bisiklet ve aksesuarları fuarı gerçekleşti. Fuarda motosiklet ve bisikletlerin yanı sıra kasklar, sürücü giysileri, gözlükler, montlar, eldivenler, botlar, çizmeler, lastikler ve pek çok aksesuar sergilendi.
Ben bu fuara ziyaretçi olarak katıldım.  Her yaşa ve ortama uygun bisikletin mevcut olduğunu gördüm. Dağ, yol ve yarış bisikletleri, üç ve tek tekerlikli bisikletler, katlanabilir bisikletler. İki kişinin binebileceği bisikletler ( tandemler) fuarda sergilendi. En çok dikkatimi çeken elektrikli bisikletlerdi. Elektrikli bisikletler günlük kısa seyahatlerde ihtiyacı karşılamada çok pratik bir çözüm yoludur. Bu bisikletler şarj edilmiş akü ile çalışmaktadır. Bu akü ile 80-100 km  gitmek mümkündür. Fuarda el yapımı motosikletlerde çok pahalı olmasına rağmen sahiplerini buldu.







Türkiye motosikletler derneği üyesiyle görüştüm. İstanbul’da araba sürücülerinin motosikletlilere karşı gereken saygıyı göstermediklerini, motosiklet ve bisikletin toplu taşıma araçlarına entegre edilmesini ve  sıfır karbon salınımıyla   çevremizi koruyan tek aracın bisiklet olduğunu söyledi. Ümit ediyorum ki; Çevreye zarar vermeyen bu araçlar en kısa sürede uygun bisiklet ve motosiklet yollarına kavuşur.


27 Mayıs 2012 Pazar

Gayrettepe muhtarı ile yapılan röportaj...






20 Mayıs 2012 Pazar

İSTANBUL ŞEHİR HATLARINDA KÜLTÜR VE SANAT


Boğaz vapurları İstanbullulara ulaşım yönünden kolaylık sağladığı gibi zaman zaman düzenlenen kültürel ve sanatsal etkinliklerle de yolcularına hizmet vermektedir. İstanbul Şehir hatları A.Ş. tarafından düzenlenmiş olan pek çok etkinlik vardır. Bunlardan bazıları; Mehtaplı Geceler, Şiir hatları demir alıyor, Vapurda deneysel sanatlar, Vapurda tansiyon ölçümü, Şehir hatları öğretmenler günü, Vapurda online kitap, Paralel etkinlik bianeli, Bin çocuk denizle buluşuyor, Vapurda çay - simit sohbetleri bu etkinliklerden bazılarıdır.

160 yıllık tarihi olan İstanbul boğaz vapurları hattının Şirket-i hayriye’den bu yana  gelenekselleşmiş olan ‘Mehtap Gezileri’ etkinliği kapsamında her yıl yaz aylarının başlarında, bir ay süren bu programda her Cumartesi akşamı düzenlenen gezilerde, canlı müzik performanslarının yanı sıra dileyenlere yemekli servisleri ile Boğaz’ın tadını akşam sefasıyla yaşamak isteyenlere farklı bir alternatif sunuluyor. Geçtiğimiz yıl yapılan etkinlikler kapsamında; İstanbulluların önceki yıllarda yoğun ilgi gösterdiği gezilerin gecen yılki ilk programında yolculara klasik müzik, Batı müziği ve Türk sanat müziği  gibi müziklerle derlenen bir program hazırlanmış akşam saat 21.00’de başlayan bu program gece saat 01.00’de Eminönü iskeleside sona ermiştir.
Şiir Hatları etkinliği kapsamında ise; her yıl düzenlenen  İstanbul şiir hatları festivalinin geçen yıl beşincisi düzenlenmiş. Vapurlarda düzenlenecek seferle şiir severler her yıl  ücretsiz olarak Boğaz’ın eşsiz güzelliğinde yerli ve yabancı şairlerin seslendireceği şiirlerle büyülü bir yolculuğa çıkmaktadır.
“Vapur’da  Sanat” etkinliği kapsamında ise geçtiğimiz yıl Avrupa Kültür Başkenti etkinleri kapsamında düzenlediği kültürel etkileşim programıyla seslerini duyuran Yaratıcı Fikirler Enstitüsü ve İstanbul Şehir Hatları  ortaklaşa düzenleyeceği bir etkinlikle “deneysel sanatı” vapura taşımıştır. “Sanata ve sanatsal etkinliklere erişimin kolaylaşması” temasının işlendiği proje ile Bahçeşehir Üniversitesi tiyatro kulübü öğrencileri tebdil-i kıyafet içinde Beşiktaş – Kadıköy hattı yolcularına daha önce çalışılmış bir koreografi sunmuşlar.





“Vapur’da  Tansiyon Ölçümü” etkinliğinde ise; Beşiktaş-Kadıköy hattını kullanan vapur yolcularına tansiyon ölçümü yapıldı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından yapılan ölçümlere 150 vapur yolcusu katıldı. Yapılan ölçümler sonucunda yolcuların %10 da hipertansiyon ve kalp hastalıkları tesbit edilmiştir.



Ayrıca vapurlarda bazı belirli günlerinde önemi  üzerinde durulmaktadır. Bunlardan biriyse 24 kasım öğretmenler günüdür. . “Sen varsın hep Öğretmenim” kampanyası kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm ilköğretim ve liselerde görev yapan öğretmenler, dershane öğretmenleri, emekli öğretmenler ile üniversite Öğretim Üyeleri, 24 Kasım ‘dan, 11 Aralık tarihine kadar 18 gün boyunca Şehir Hatları vapurlarından ücretsiz faydalanmıştır.
Kaynakça
İstanbul Şehir Hatları Basın ve Halkla İlişkiler 

Hayırsızada Sürgünü


Sokakta yaşayan hayvanlarla ilgili dünyada ve ülkemizde birçok tartışa yaşanırken, konuyla ilgili dramatik bir olayı paylaşmak istedim. Olay 1911 yılında gerçekleşen ve Hayırsız Ada katliamı adıyla bilinen vakaadır. Yaklaşık 80.000 bin hayvanın telef olduğu bu olay, unutulmayacak hayvan katliamlarının başında gelmektedir.

Bizans’tan beri yüksek olan köpek nüfusuna çare olarak ‘’toplama kampı’’ fikri ön plana çıkmıştır. Bu kampın yeri de Marmara Denizi ortasında bulunan Hayırsız(Sivri) Ada seçilmiştir. Coğrafi durumuyla tamamıyla kayalıktan ibaret olan Hayırsız Ada köpekler için yaşanılması mümkün olmayan bir yerdi.
Bu sürgün 19. yy’ ın ilk çeyreğinde İkinci Mahmut zamanında yaşanmış, hükümdar da İstanbul’da ne kadar köpek varsa tamamının toplatılması ve adaya gönderilmesi emirini vermişti. Daha sonra halkın tepkisi üzerine sağ kalan köpekler İstanbul’a geri getirilmiştir. Daha sonra Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın ordusu Kahire’den kalkıp Kütahya’ya gelmiştir. Sonrasında köpek meselesini çözmek için belediye başkanı Suphi Bey harekete geçmiştir. Suphi  Bey’de tüm köpeklerin Hayırsız Ada’ya gönderilmesini emredince,  yaklaşık 80.000 civarında köpek mecburi bir ada yolculuğuna maruz kalmıştır. Kayadan ibaret olan Hayırsız Ada’da tek bir köpek bile canlı kalmamıştır. Açlıktan şuurlarını yitiren köpekler birbirlerini yiyerek acı bir şekilde can vermişlerdir. Rivayetlere göre de adadan gelen köpeklerin çığlıkları da İstanbul’a kadar duyulmuştur ve olayın ardından da Balkan Savaşı çıkmıştır.  Tarihimize kara bir leke olarak geçen bu olayı da, Pierre Lotti şu cümlelerle değinmiştir;
''Bu ülkeye (İstanbul’a-M.A.) II. Mehmed’in ordularının ardından gelen köpekler İttihad ve Terakki’yi ve hükümet işlerine Levantenlerin girişini unutmuşlardı. 4-5 asırlık sadakatten sonra kimseyi ısırmamış olmalarına karşın katliamların en iğrencine mahkum edildiler. Hiçbir Türk Hilal’e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler ve haydutlar görevlendirildi.
 Son olarak Hayırsız Ada sürgünüyle ilgili  bir animasyon filimi çekilmiştir. Köpeklerin adaya sürülmesini konu alan bu kısa film 63. Cannes Film Festivali’nde en iyi kısa metrajlı film ödülünü almıştır.

 Merak edenler için filimin linki ;

Kaynakça:

Balık Pazarı ll


Balık Pazarı tanıtım videosu sizlerle... Kısa ve sade ama amatörce =)  İyi seyirler...

Kahvehanelerin Türk Toplumundaki Etkisi


17.yüzyıldan itibaren "cafe shop" ların giderek dönüşmesiyle birlikte kahvehanelerin, kamuoyu duygusunun gelişmesine, demokrasiye ve dolayısıyla "civilianization"a olan katkısını kaynaklarıyla tarif etmiştik. 1


Bu yazımızda da, kendi tesbitlerimizle araştırmamızın kuramsal yönünün psikolojik ve sosyolojik faktörlerine değineceğiz.

Türk toplum yapısının, aslında doğu kültüründen gelen, 2 sosyolojik/psikolojik "hastahanesi" vardır. Bunların biri bütün hiyerarşik yapıların kalktığı, herkesin aynı 'protokol'e sahip olduğu camiiler diğeri ise kahvehanelerdir. Camiiler hal ve hareketlerin aynîliği itibariyle, kahvehaneler ise çoklu diyalog ve sosyalleşme ile toplumdaki statü eşitliğini resmeder.

Kahvehaneler sözkonusu statüyü kaldırıp, "ahâli"nin birbiri ile meşveret etmesini sağlamaktadır. Günlük yaşantısında aile babası, iş sahibi gibi Türk toplum yapısında ciddiyeti gerektiren konumlar sebebiyle belli bir alana sıkıştırılan ruh hali, ortak buluşma mekanları olan kahvehanelerde adeta şişen iltihap gibi boşaltılmaktadır.

Oynanan oyunlar ve oyuna iştirak edenlerin sayısı ise cafelerle olan farkın gösterilmesinde mühim bir noktadır. Bir ritüel/racona sahip olan "grup" oyunları kişilerin daha çok sosyalleşmesine sebep olduğu gibi bir tiryakilik haline de neden olabilir. Netice olarak aşağıda vereceğimiz araştırmada olduğu gibi, günlük yaşantısının stresini burada atan kişiler, "psikolojik rahatlama"nın abartılması neticesinde bağımlı hale gelebilmektedirler.

Olumsuz anket sonuçları olsa dahi, tıpkı ilacın doz uyumsuzluğunda, faydasız olduğu söylenemeyeceği gibi kahvehanelerin de faydası inkar edilemez. Dolayısıyla kurum ve kurumun zaman/şartlar nedeniyle doğurduğu sonuçları ayırmak gerekiyor. Olumsuz sonuçları şöyle anlatmak mümkündür;

"Erkeklerin yüzde 41,3′ü kahvehaneye gittiği için eşiyle,  yüzde 25,9′u ise çocuklarıyla tartışıyor. Erkeklerin yüzde 7,6′sı kahvehane yüzünden eşiyle ayrılık yaşamış. Ankete katılan erkeklerin yüzde 27,8′i ise kendini kahvehanede evden daha huzurlu hissediyor. Yani kahvehaneye giden her dört erkekten biri kahvehanede kendini daha huzurlu hissediyor" 2  

Yüzyıllardır psikolojik tedavi faktörünü yürüten kahvehanelerin, rayından çıkarak, kahvehanedeki çevrenin aile rolüne sahip olması bu gibi kötü sonuçları doğurmaktadır. Tıpkı ailenin “diğer” bireylerinin, “internet sohbet siteleri/odaları” sebebiyle asosyal psikolojiye bürünmesi gibi…

Birbirine zıt gibi görünseler de biri günümüz, diğeri geçmişin vakit geçirilen ortamlarıdır. Her iki alanında sosyal ve asosyal mekanları vardır. Ortaya çıkan yarar ve sorunlar birbirine tahmin edildiğinden çok benzemektedir.


1.Habermas, J. (1989). The structural transformation of the public sphere. Cambridge: Polity Press.
2.
Derya Sarıkır, "Erkeklerde Kahvehane Alışkanlığının Nedenleri ve  Aile Kurumuna Verdiği Zararların İncelenmesi", TUBİTAK, 2009

Eski İstanbul....

Sıra geldi eski İstanbul semtlerin fotoğraflarına.Şaşıracaksınız nasıl değişmiş...İstanbul'un nüfusu  ilk göze çarpıyor


Buyrun...

Aksaray



    Aksaray 2

Nuriosmaniye



    

 Bakırköy





   Kapalı çarşı








 Kapalı çarşı




Taksim






 Taksim





Galata




Fener




Beşiktaş




                                                               Tophane




Şişli





Şişli (Halaskar gazi)


   Eminönü
 





   Kuruçeşme



    Moda


  Nişantaşı



Balat

      
 Balat
             






  Bebek







           
   Bostancı

                     
  Caddebostan


 Cihangir
     
    Çemberlitaş



Emirgan

     
 Eyüp

                                                            
                                                                   Ahırkapı

A




18 Mayıs 2012 Cuma

Fenerbahçe'nin Kalesi Bağdat Caddesi


Bağdat Caddesi, İstanbul'un en gözde, en değerli caddelerinden biridir. Bağdat Caddesi ismini, 4. Murat döneminde Irak'ın Bağdat kentini seferi sırasında geçtiği yollara Bağdat denilerek almıştır. (*)

Bağdat Caddesi sanatın, sosyetenin, kültürün ve 7'den 70'e herkesin kullandığı, görmek istediği, alış verişe gittiği bir yerdir. Fakat burayı olduğundan farklı kılan bazı etkenler vardır. Taraftarlar....

Taraftar her zaman her yerde semt veya cadde ne olursa olsun, ne kadar sosyetik veya ne kadar kötü bir yerde olsa taraftar orayı kendi istediği özellikle kendi görmek istediği gibi dizayn eder.
Asacağı pankartlar, sallayacakları bayraklar ve söyleyecekleri tezharüatlar ile orayı bir anda stad atmosferine sokarlar.

Fenerbahçe- Galatasaray maçı öncesinde de aynı sahneler vardı Bağdat Caddesinde. O alımlı, çekici Bağdat Caddesi Fenerbahçe'li taraftarların maçı izledikleri, maç öncesinde toplandıkları deyim yerindeyse yeri göğü sarı-lacivert yaptıkları bir yerdi. Orası İstanbul'un moda merkezlerinden biri değildi. O gün orası Fenerbahçeliler için toplanma, beraber olmak ve ortak amaç uğruna buluştukları yerdi.

Fenerbahçe taraftarlarının en yoğun toplandıkları semt ise Suadiye'dir. Özellikle Suadiye Fenerbahçe taraftaları için Kadıköy'den farksızdır. Ayrıca Suadiye'de kaldırımda ki koskocaman Fenerbahçe ürünlerini satan tırı görmemek mümkün değil. Taraftarların mekan, cadde, sokak, mahalle dinlemeden orayı mesken tutması şehrin havasına ayrı bir renk katmaktadır.

Bağdat Caddesinde yolunuza devam ettiğinizde ise Caddebostan'a doğru taraftarların daha az fakat Caddebostan'da bulunan herkesin üstünde Fenerbahçe forması olduğunu görürsünüz. Caddebostan'ın sahil tarafında, cadde tarafında her yer sarı laciverttir. Taraftarlar gittikleri semti, caddeyi, ilçe'yi değiştirir demiştik bunun en güzel örneklerinden biride Caddebostandır. Mekanlar ve dükkanlar Fenerbahçe'li olmasalar bile Fenerbahçe bayrakları ile donatılmışlardır. Taraftarın o bölgeye kattığı ekonomik ve görsel zenginliğin en güzel göstergesidir.

Selamiçeşmeye doğru ise iyice seyrekleşen Fenerbahçe taraftarları genelde yolda, maçın oynanacağı Kadıköy'e doğru dolmuş bulmak veya taksi bulma derdindelerdir. Taksi veya dolmuş bulamayanlar ise yollarına yürüyerek devam ederler.

Her Fenerbahçeli'nin söylediği bir söz vardır ''Fenerbahçe'nin kalesi Bağdat Caddesi'' diye. Bu söz Fenerbahçe'li taraftarlar ile Bağdat Caddesi'nin ne kadar bir bütün olduğunu yansıtan bir sözdür.

Bir gün yolunuz Fenerbahçe maçı öncesi Bağdat Caddesine düşer ise, Bağdat Caddesini bir de taraftar gözüyle görmenizi öneririm.


(*): Wikipedia

13 Mayıs 2012 Pazar

"Sokak sanatı, kendini ifade etmektir"

Sokak sanatı ile ilgili bu hafta İzmirli sanatçı Alper Bıçaklıoğlu ile kısa bir röportaj gerçekleştireceğiz.


Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?
- 1982 Sakarya doğumluyum, ilk ve orta okulu sakarya da okuduktan sonra İzmir'e geldim ve sanat sürecim İzmir' de başlamış oldu, halen İzmir'deki atölyemde çalışmakta ve işlerimi üretmekteyim.

Sokak sanatına nasıl ve ne zaman başladın?
- 1995 yılının yaz aylarıydı ve yurt dışından gelen bir arkadaşımın getirdiği graffiti dergisini incelememle birlikte o yıllarda başladı diyebilirim, akabinde duvara yapılan ilk graffitilerimle:)
Sokak sanatı senin için ne ifade ediyor, neden yapıyorsun?
- Sokak sanatı sanırım kendimi ifade etmenin en bence hali, tepkilerimi (siyasi veya toplumsal) olaylara karşı duruşumu kendimce anlattığım sürekli açık bir galeri gibi, neden yapıyorum çünkü tepkim var dünyada yaşanılan bir çok olaya ve sokak bunları göstermek için en uygun yer, mekan içimdeki gizli kahramanın bir misyonu diyelim:)

Sokak sanatına dair ne tür işler yapıyorsun? (Grafiti, stencil, sticker...)
- 1995-1999 yılları arasında graffiti yapıyordum çoğunlukla, lakin 2000'li yıllarla birlikte sanatta ciddi bir kırılma yaşandı ve artık sokaklara sticker art, stencil ve farklı enstelasyonlar yapmaya başladım.
Yaptığın çalışmalarda bir mesaj verme durumu var mı, işlerini nasıl ortaya çıkarıyorsun?
- Evet aslında son dönemki işlerim hep tematik olarak ilerliyor, duyarlı olduğum olaylardan seciyorum (hangisine duyarsızız ki) yani uzun zamandır beni etkileyen dünya üzerindeki çocuk savaşçılar, savaşa zorlanan çocuklar, yetiştirilen minik ordular... Bir süredir çocuk savaşcılarla ilgili stencil ve sticker art çalışmaları yapıyorum ironik sloganlar ile İzmir ve İstanbul da örneklerini bulabileceğimiz.

Sokakta çalışmanın zorlukları var mı, ne tür problemler yaşıyorsun ve varsa seni rahatsız eden olaylar neler?
- Sokakta çalışmanın aslında cok bir zorluğu yok biraz kondüsyon meselesi, iyi koşmak, atlamak, zıplamak gereken durumlar oluyor, ee tabi birde bu işin illegal yüzü ve polisi, sivil memuru, duyarlı halkı var bunlarla mücadele hep bir şekilde olucaktır maximum yada minimal seviyede. Onun dışında yapılan çok değerli sokak çalışmalarının bir takım densiz insanlar tarafından tahribasyonu beni daha cok üzüyor. Stencil, graffitilerin üzerine yazılan saçma sloganlardan tutunda yırtılan, sökülen sticker art'lara kadar. İstanbul bu konuda cok daha duyarlı bir şehir.

Türkiye'de sokak sanatı ne durumda, bir gelişme var mı?
- Türkiye'de sokak sanatı cok güzel bir yere geliyor , geldi diyebiliriz buna keza sokakta yapılan işlerden tutunda ciddi isim yapmış olan sanat galerilerindeki sokak sanatçılarına, karma sergilere kadar cok daha iyi yerlere geleceğini düşünüyorum.

Sokak sanatı dendiğinde en beğendiğin sanatçılar kimler?
- J.m, basquiat, shepard fairey, banksy...

Çalışma alanı olarak sokakta nereleri kullanıyorsun, tercih ediyorsun?
- Görünebilir yerleri tercih ediyorum ama özellikle ilgi alanım çatılar diyebilirim.

Sevgili Alper'e teşekkür ediyoruz.

Not: Sanatçı ile ilgili haberler ve daha fazla görsel için sanatçının kişisel internet sayfası www.alperbicaklioglu.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz..