İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

Arkeolojik Kazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkeolojik Kazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2012 Cuma

ARKAİK ZAMAN VE FELSEFE



      
Zamanı "Farklı" Düşünmek
Bu hafta arkeolojinin işlediği belki de en önemli konulardan biri olan zaman kavramını ele aldık. Konumuzu daha ilgi çekici hale getirebilmek için ve İstanbul ile olan bağdaşlığın kurulabilmesi adına da İstanbul'dan zaman temalı birkaç fotoğraf çektik ve Çukurcuma'daki bir antik eşya mağazasından yeraltı küpleri  ve açığa çıkarma teknikleri hakkında bilgi aldık. Tarih biliminin işlediği nokta bilindiği gibi zaman'ın içindeki olayların soruşturulması ve hiç şüphesiz bu kronos da kazıbilim Türkçesinden de anlaşılabildiği gibi arkeoloji biliminin çalışmaları ile elde edilir ve olay örgüsü üzerine zaman örgüsünü eklemler. Arkeloji bütün bunların dışında "zaman" temasını yalnızca ilerlenen ve geride bırakılan bir mefhum olarak değil, zamanın içine "doğulan" ve etik, inanışsal ve sosyal değerleri zamana göre okumaya yönelik çıkarımlar yapabilmeyi sağlayan bir araç olarak ele alır. Zaman da genelde felsefeciler tarafından ele alıonmış ve zaman kimileri için insanın dünyaya fırlatılmışlığının sebebi ve amacı olarak da okunmuştur.

   Arkeolojik ya da olay temelli söylem araştırmalarının seyrettiği en önemli izlek, salt arkeolojik çıktıların ve İstanbul içerisindeki geçmişlerinin araştırmasını yapmak yerine, bu arkeolojik varlıkları, birbirinden uzak görünen felsefi ve kuramsal görüşleri, üzerinde çalıştığımız arkeolojik kaynak ile bağdaştırmak olarak gösterilebilir. Dünyada ve özellikle Kıta Avrupa geleneği akademiye “Interpretive Archeologhy” adlı bir kavram sokmuş olmalarına rağmen, Türkiye birçok kaynakla beraber hala metodolojisini sadece buluntuların nasıl çıkarıldığını, nasıl tespit edildiğini ve nasıl müzeye getirildiğini tarihsel bir süreç içerisinde salt bir gözlemci edimiyle kalarak sürdürmektedir. Johnsen ve Olsen’e göre mevcut durumdaki arkeolojik araştırmaların ve buluntuların bireysel yorumsamalara maruz bırakılmadan felsefi tavrından soyutlanması demek, arkeolojinin daha teleolojik ve daha geleceğe tekabül edici, dolayısıyla daha avantajlı özelliğinden soyutlanması anlamına gelmektedir (Johnsen & Olsen 1992: s.419).

Antik Bir Küpün İçi- "Çukurcuma Antique" Mağazasından
     Arkeoloji bilimi zamanı, şimdi’nin nesnesi olarak görmemizi sağladığı kadar, arkaik bir zamana dair elde ettiğimiz ampirik bir gözlemin, bir bakıma geçmişteki bir “şimdi”de yaşanılan bir durumlar dizesi ortaya çıkardığını kavramamamızı sağlar. Çünkü geçen zaman’a salt bir aşılmış olarak bakmak, bugünün ve şimdinin bir kipinin (mod)   yorumlamanın içine katılmaması demektir. Husserl’e göre ; “İster geçmişteki, ister gelecekteki bir şey üzerine düşünüyor olalım, zamansal temsil süreçlerinin tüm hallerinde şimdi (now), görünüşlerin zamansal modu olarak öncelikli bir role sahiptir. Dolayısıyla geçmiş olaylar, geçmişteki bir şimdide tecrübe edilmiş olaylar, gelecektekiler ise şimdi halini alması beklenen olaylardır.”  (Küçükalp 2008: s.134).

    Arkeolojik kazılar ile İstanbul’un gerek sosyal, gerek dinsel-ritüel, gerekse halkların yaşayışı bakımından birçoğu farklı ve şimdiki başat düzenin çok gerisinde (teknolojik olarak) olarak yorumlanabilen birçok öğeyi, zamansal homojen fenomenler olarak ele almış ve arkeolojik zamandan şimdiye sosyal, gerek dinsel-ritüellerin sağlam temeller sağlayabileceği tarafında durmuştur.Zamanı sadece ilerleyen ve ileri gidebilen bir düzlem ile düşünmek, araştırmanın yalnızca “şimdi”ye odaklanarak, normatif bağlamda “iyi” kabul edilenin daima “şimdi”’de olduğunu ön kabullenmektir. Bu tutum da yönelim nesnesinin, insani öğelerin ve kültürel farklılıkların gözden kaçırılmasına sebep olur. Heidegger, teknolojik önkabüllere (a priori) sahip modern insanın teknolojinin ve hızla öz’ünü kaybettiğine daha doğrusu bu öz alanlarının işgal ettiğinden dem vurur. Bazı teknolojik ilerlemeci sosyal okumalar da zamanın geçmiş momentlerinin örneklerini okumamızı ve buna yönelik uygulama ufuklarımızı daraltabilir. Teknoloji, zamanın bu dilimde insanı öz zaman ve uzam hakkını sürekli kesip biçerek onun öz ontolojisini kavramasına sahte tanımlar yaratır. Dahası Heidegger, teknolojik ön kabullerin, öz’e karşı giriştiği manipülasyonun bir iktidar aygıtı olarak kullanılabileceği ihtimalini de öngörmüştür. Heidegger, toplumsal belleği diri tutan kolektif deneyimin (die Erfahrung) karşısına salt “şimdiki zamanı” koyan bir yapı üreten bir teknolojik varlığın tehlikesinden dem vurur.Ferre’ye göre (1995) bilimde teknik (tekhné) kapsamı alabildiğince genişlerken iyice amorflaşarak insan düşüncesi daralarak kaybolmuştur (Ferre 1995: s.71). Nalbantoğlu’na göre (2010)  “İnsanı unutturmaya yönelik, devletin zorbalık ve ideolojik aygıtlarının işleyişinden ya da kültür piyasasından, profesyonelleşme şartları ve gerekirci modern insan yapısına dönüştüren teknolojik ön kabuller oluşur. Kişinin isteği doğrultusunda gelişmeyerek verili ve kalıcı bilgiler olarak özdeksel hale getirilmesi şart ve asil olan bilgiler haline dönüşürler.”(Nalbantoğlu 2010, s.82).  

    Nietzsche’nin ‘sürü insanı’ olarak nitelediği ‘güncelin içine hapsolan ‘bireysel’ yaşam deneyimi, tüm modern oluş kurallarına uymuş olsa da, aslında sürü insanlığından kurtuluşun reçetesi olarak yeniden “yaratıcı oluş” ile karşılaşmak mümkündür. Bu da zamanı yeniden yorumlayan bir deneyim nesnesi olarak "arkaik" zamana ilişkin aşılan ve ilerleyen ideaya karşı şüpheci bir bakış açısı meydana getirmiştir.   


Kaynaklar 
  
Johnsen, H., & Olsen, B. (n.d.). American Antiquity- Hermeneutics and Archaeology: On the Philosophy of Contextual Archaeology. N.p.: Society for American Archaeology. Vol. 57, No. 3 (Jul., 1992), pp. 419 

Küçükalp, K. (2008). Batı Metafiziğinin Dekonstrüksiyonu (Second ed., p. 134). Bursa: Sentez Yayınları.

Ferre, F. “Philosophy Of Technologhy”, (1995), Georgia Press. s.70-71.

“Heidegger: Varlığın Çobanı” (Cogito Üç Aylık Düşünce Dergisi içinden) Sayı. 64, (Nalbantoğlu, H. “Manipülatif Düzen-Devasalık- Amerikanlaşma”) (2010). İstanbul: YKY. s. 82-84.



29 Nisan 2012 Pazar

ARKEOPERA ROPÖRTAJI/NEOLİTİK DÖNEM VE ARKEOLOJİK KAVRAMSALLAŞTIRMALAR


Neolitik Dönem'in İstanbul Ayağı  

Galatasaray'daki ArkeoPera dükkanına ikinci ziyaretimizde ArkeoPera'nın en yetkili kişisi Sema Başgelen ile İstanbul'daki arkeoloji meraklılarının ve öğrencilerin hangi konulara meraklı olduğu ve en çok hangi tarihi meselelerin dikkat çektiği üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Sema Hanım'ın belirttiği üzere Marmaray kazıları ile ortaya çıkan Neolitik Dönem'den kalma ( M.Ö 8000-5000/Cilalı Taş Devri) kalıntılar ile beraber, İstanbul'un en eski varoluşu ile ilgili birçok araştırma yapılmış , bilimsel tartışmalar vuku bulmuş ve bunların üzerine birçok kitap ve makale yayınlanmış. Marmaray kazısı ile ortaya çıkan arkaik limanın tabanında tespit edilen Neolitik buluntular birbirinden farklı birçok hikayeyi içeriyor. "Çamur içinde binlerce yıldır korunan bu eserler, kent tarihine sağladıkları olağanüstü derinlik kadar, dünya arkeolojisinde ilk kez tespit edilebilen veriler içerdikleri için de büyük önem taşıyorlar"(NTV Tarih Sayı 27). İşte tam olarak "dünya arkeolojisinde ilk kez tespit edilebilen veriler içeren" her çeşit arkeolojik ve tarihsel araştırmanın, temel taşlarından birisi olmasını önereceğimiz, tarihsel açıdan nispeten yeni bir arkeolojik yaklaşımının tanımlamalarına girişi buradan hareketle yapabiliriz.  

Arkeolojik Yaklaşımların Kavramsallaştırılması 

Dünyada ve özellikle Kıta Avrupa geleneği akademiye “Interpretive Archeologhy” adlı bir kavram sokmuş olmalarına rağmen, Türkiye birçok kaynakla beraber hala metodolojisini sadece buluntuların nasıl çıkarıldığını, nasıl tespit edildiğini ve nasıl müzeye getirildiğini tarihsel bir süreç içerisinde salt bir gözlemci edimiyle kalarak sürdürmektedir. Johnsen ve Olsen’e göre mevcut durumdaki arkeolojik araştırmaların ve buluntuların bireysel yorumsamalara maruz bırakılmadan felsefi tavrından soyutlanması demek, arkeolojinin daha teleolojik ve daha geleceğe tekabül edici, dolayısıyla daha avantajlı özelliğinden soyutlanması anlamına gelmektedir (Johnsen & Olsen 1992: s.419). Amerikalı arkeolog Ian Hodder’ın “contextual archeologhy” adını verdiği felsefi olarak kavramsallaştırılması gereken arkeolojik terimleri savunduğu tezi yine Türk arkeoloji anlayışıyla karşılaştırıldığında, benimsenmemiş ve arkeoloji terimlerinin hala evrensel yasalar olarak tekrarlandığı bir kanonun içinde bulunulduğu gözlemlenecektir (Kosso 1991: s. 621) . Shanks&Tilley’e göre yorumsayan arkeolojinin en önemli noktalarından biri, mevcut politik ve sosyal duruma teorik birikimle beraber göndermeler yapmaktır (Shanks&Tilley 1992: s. 108). Fransız sosyolog Bourdieu hermenötik (yorumsamacı) yaklaşımları "güncelleştirici gönderimler" olarak kavramsallaştırmıştır. Bourdieu'ye göre, bu gönderimler tarihle paralel ilişkide bulunmayan aykırı yorumlamalar olarak görülse bile aslında bu düşünceleri pozitif yönde geliştirirler. Tarihsel bilgiyi tıpkı bir fizik yasası gibi kavramak, gerçekleri söyleme savından kesin bir biçimde yoksun kalmak demektir(Bourdieu 2006: s.464-465). Hatta Bourdieu güncele tekabül etmeyen tarihsel prototiplerin yaygın kullanımlarının bilimsel açıdan tehlikeli ve inandırıcı hale geldikten sonra, hakikatin yerini alacağını (ki Bourdieu bu fikri geliştirirken Gadamer'in "Verite et Methode" (Hakikat ve Yöntem) isimli eserinden yola çıkar. Eser, yorumsamacılığın keşfedildiği eser olup, tarihselciliğe derin eleştirileri içinde barındırır*) ve Bourdieu'cu doxosophe'ların (doxa; yoruma dayanmayan salt bilimin mühendisliği ile elde edilen bilgiye denir. Kavram, M.Ö 800'lerde Aristoteles tarafından keşfedilmiş olsa da Bourdieu'da bu kavram daha eleştirel bağlamda ele alınır. Bourdieu, doxa'ları sadece ezberleyerek, güncele ve ideolojik oluşlara yeni yorumlar getirmeyen akademik kurumlara ve kişilere doxosophe der**) manipulatif kullanımlarına uygun hale geleceğine dair karamsar bir görüş ortaya atarak yorumsanmayan tarihsel bilginin tehlikelerini akademik alana duyurur. Kısaca, felsefi ve kuramsal görüşleri arkeolojik disiplinlerle bağdaştırmak 70'lerden sonraki momentin oldukça revaçta bir yönemlimi olarak gözlemlenebilir.

Peki Ya Türkiye’deki Yaklaşım ? 

Ülkemizdeki arkeolojik bilimler ve tarihsel kalıntılar üzerine pozitif gözlemler İstanbul’daki eski yaşayışları sadece birer hikayeye indirgemektedir. Üstelik bu yaklaşımlardaki milliyetçi yaklaşım arkeoloji bilimine de sıçramış olup arkeolojik nosyonların aynı zamanda karşılaştırma ve yorumlama niteliğinden de mahrum bırakmaktadır. Felsefi kavramsallaştırmaya tutulmaksızın bir arkeolojik değerin geleceği ve mevcut tarihe fayda sağlaması zordur. Bu düşünce Baram & Caroll’a göre Türk arkeolojisinin Osmanlı’nın milliyetçi peyzajına sadık kalınmasının tarihsel tüm çalışmaları etkilediğini açıktır(Baram&Caroll 2002: s.15). “Yorumsayan arkeoloji” kavramının kökü İngilizce “yorumsamak/hermenötik” kökünden gelmektedir. Özetle, bir metni kişisel görüş içeren noktalarını gerek felsefe (Heidegger, H.G Gadamer), gerekse psikanaliz kullanarak ortaya çıkarma (Derrida, Merleau-Ponty) ve bu noktaları evrensel ve mantıksal olarak doğru kabul mevcut bilgiden ayrımlamak olarak özetlenebilir. Bu düşünce sistemini ilk olarak felsefi metinlerde kullanan William Dilthey olmuş ve bu yöntembilim daha sonradan arkeoloji dahil birçok disipline yerleşmiştir (Moran 2000: s.248-286) . Yorumsayan arkeoloji de pozitif arkeolojinin daha güncel ve kavramsal yaklaşımlar yapmasını bekler.

Kaynakça
NTV Tarih Sayı 27. İstanbul: NTV Yayınları, n.d. Print.
Johnsen, H., & Olsen, B. (n.d.). American Antiquity- Hermeneutics and Archaeology: On the Philosophy of Contextual Archaeology. N.p.: Society for American Archaeology. Vol. 57, No. 3 (Jul., 1992), pp. 419
Kosso, P. (n.d.). American Antiquity- Method in Archaeology: Middle-Range Theory as Hermeneutics. N.p.: Society for American Archaeology. Vol. 56, No. 4 (Oct., 1991), pp. 621-627
Shanks, M., & Tilley, C. Y. (1992). Re-constructing archaeology: theory and practice (Second ed., p. 108). N.p.: Routledge. 
Bourdieu, P. (2006). Sanatın Kuralları (Second ed., pp. 464-465). (Necmettin K. Sevil, Trans.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
*: y.n 
**: y.n 
Baram, U., & Caroll, L. (2002). A Historical Archaeology of the Ottoman Empire Breaking New Ground (p. 15). N.p.: Kluwer Publishing.
Moran, D. (2000). Introduction to Phenomenology (pp. 248-286). Canada: Routledge. 

[Fotoğraf: ArkeoPera Yeni Çarşı Cad. 23/A Galatasaray/Beyoğlu/İST.] Görsel Kaynağı:https://picasaweb.google.com/116915275119826357466/ArkeolojikKazLar#5724010558044609570






25 Mart 2012 Pazar

ARKEOPERA ZIYARETI VE PAGAN DUSUNCE


Bu hafta Galatasaray’daki arkeoloji yayınları dükkanı Arkeo Pera’ya ufak bir ziyaret gerçekleştirdik. Arkeo Pera, İstanbul’daki nadir arkeoloji dükkânlarından biri. Arkeo Pera’da “Arkeoloji ve Sanat” adlı dört ayda bir yayınlanan konsept dergi ve birçok akademik arkeolojik kaynağı bulmak mümkün. Bunun yanı sıra dükkanın alt katında birçok arkaik biblo, efemera ve minyatürler mevcut. Dükkanda Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca başlıklar altında toplanan arkeolojik yayınlar, akademisyenlere hitap edecek özel monografilerden, Türkiye'nin tanınmış turistik bölgelerini tanıtan rehber kitaplara kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Arkeo Pera’yı ziyaretimizin asıl amacı Arkeoloji ve Sanat Dergisi'nin külliyatını detaylı bir şekilde gözden geçirmek ve ilgi çekici noktalara rastlamak olsa da dükkanın içinde Rodin ve Afrodit heykellerine ve çeşit çeşit minyatürlere hayran kalarak uzun süre içeriye göz gezdirerek vakit harcadık. Daha sonra Bizans sikkeleri ile ilgili bir İtalyan arkeolog tarafından yazılmış bir kitap dikkatimizi çekti ve daha sonra dükkanda bu sikkelerin taklit dökümlerini görünce şaşkınlığımız iki kat arttı. Arkeoloji ve Sanat dergisini ve Arkeo Pera’nın diğer özelliklerini Türkiye ve arkeoloji adına ele aldığımızda aslında Arkeo Pera’nın yeri Türkiye’nin arkeolojik arka planında çok özel bir yere sahip. Karşılaştırmalı olarak yurtdışında “Antique Shops” veya “Antro Geeks” sloganları eşliğinde bir çok mağazaya ve online alışveriş platformuna rastladık. Bu sitelerden biri olan Wordpress tabanlı Amerikan oluşumu Mummy’s Wrap’te* arkeolog kıyafetlerinden maceracılar için özel tasarlanmış su mataralarına, arkeolog şapkalarından profesyonel pusulalara kadar genişleyen Türkiye’ninkinden daha renkli ve daha pratik amaçlı internet platformlarına rastladık. “Past Horizons**” isimli başka bir arkeoloji platformunda ise küçük ya da büyük çaplı kazılar yapmak isteyen sıradan amatörler için kazı ve keşif malzemeleri dahi satılmakta. Buna karşın, Türkiye’deki Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nde dünyanın ve ülkemizin en tanınmış akademisyenleri tarafından yazılmış, Anadolu arkeolojisi ve sanatıyla ilgili makalelere yer veriliyor ve Arkeo Pera bu amaca uygun olarak arkeolojiye gönül veren, ülkesini arkeolojik açıdan tanımak ve bilmek isteyenler için bir mekan görevi görüyor. Bunun yanı sıra Arkeo Pera’da her Perşembe, çeşitli akademisyenlerin ve arkeolojiye ve tarihe gönül vermiş müdavimlerin katılımıyla gerçekleştirilen arkeoloji sohbetleri tüm ziyaretçilere açık olmakla beraber, tarihe yeni bir bakış açısı kazandırmak için birebir.

Geçen hafta Yenikapı kazısı sırasında ortaya çıkarılan Theodosius Limanı’ndaki “urne” adlı kapların ve aynı dönemlerde yine aynı topraklar üzerinde gömülerek saklanan cesetlerin de bulunmasının, farklı iki kültürün M.Ö 1500’lerde İstanbul üzerinde barınabildiğinden bahsetmiştik. Tarihte önemli yer tutan bu kültürel “co-existence” yapısı elverdiğince özendirici bir kültürel göreliliği 21. yüzyıl insanlarına hatırlatıyor gibi. Aslında Pollyannacı bir yorum getirmek gerekirse, belki de İstanbul’a M.Ö zamanlarında bir “pagan” toplum yapısı hakimdi. Burada pagan derken, belirli bir dini kastetmiyor veya çoğumuzun aklına İskandinav tanrılarını getiren bir dogmatik inanışı irdelemiyoruz. Çoğumuzun bildiği aksine pagan; “hayatı yaşayış biçiminde bir ultra rölativizmi” savunan çoğulculuk anlamına gelen bir kavram olarak tanımlanabilir. Yakın dönemlerde pagan’ı ve pagan tavrın sosyal uzama etkilerini en iyi gözlemlemiş isimlerden biri olan Fransız filozof Jean-François Lyotard “Pagan Instructions” bu kavrama ilişkin diyalogunda şöyle diyor (2011); “ Bırakın da biraz kendi yolumda gideyim. Pagus ülke yarattı. Heim ya da home, illa da kültürsüz olmayan yöreler, bucaklar. Orada kendi evinizde değilsinizdir. Orada hakikati keşfetmek beklenmez. Bir bütün değil, çok sayıda kendilikler vardır. Duyumlu ve duygulu tanrılar. Kültler vardır, dinsizlik değil”(Lyotard 2011: s.46). Halil Turhanlı’ya göre (2006) pagan düşünce; “çoğunluğu savunan fikir. Bu fikir adaleti sorguluyor, “adalet nedir, nasıl gerçekleşebilir?”. Bireysel varoluş totalize edici, homojenleştirici olandan nasıl ayrıştırılabilir. İşte bu çözümü bulabilmek için ortaya atılan önerme bir pagan düşünce veya pagan politika ve çoğulculuğu savunan bir fikir olarak karşımıza çıkıyor ”. Bu iki görüş harmanlandığında ortaya modern durumdan çok daha romantik bir dinsel ritüeller bütünü çıkıyor ve arkaik İstanbul’daki urne ve yakılma ritüellerinin Lyotard’ın deyimiyle birer “çok sayıda kendilik” olarak aynı jeografik bölge içerisinde barınabildiğini gözlemliyoruz.

Kısaca, arkaik İstanbul’un yakılma ve ölündüğünde kavanoza konma gibi ritüellerin antik dönemlerin “paganik” bir toplum yapısına gönderme yapması birçok tarihi tartışmanın bugüne mütekabiliyeti sonucunda bir eleştiri malzemesi olarak karşımıza çıkar. Bu düşüncelerin daha farklı bileşenlerde ve toplumsal kanallarda tekrar etmesi ihtimalini her zaman göz önünde bulunduracak ve paganik altyapıların arkeolojinin başka hangi noktalarında devreye gireceğini daha geniş ele almaya çalışacağız.

Kaynaklar

*: http://mummyswrap.com/thearchaeology-gear-store/

**: http://www.pasthorizons.com/shop/

Lyotard, J. F. (2011). Pagan Eğitimler (p. 46). İstanbul: MonoKL Yay.

Cuma Adlı Adamlar. Açık Radyo. April 24, 2006, from http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=14025 [

[Fotoğraf: ArkeoPera Dükkanı Önü Yeni Çarşı Cad. 23/A Galatasaray/Beyoğlu/İST.] Görsel Kaynağı: https://picasaweb.google.com/116915275119826357466/ArkeolojikKazLar#5724010558044609570

11 Mart 2012 Pazar

YENİDEN-DÜŞÜNDÜRTEN BİLİM VE NTV TARİH ZİYARETİ





İstanbul’un arkeolojisi ile ilgili uzun soluklu çalışmamızın ilk haftasında, Türkiye tarihi ve İstanbul’un geçmişi ile ilgili birçok basılı çalışmayı bünyesinde bulunduran NTV Yayınları’nın, Maslak’taki ana binasına kısa bir ziyaret yaptık.

İlk ve takiben birkaç haftanın arkeoloji teması olarak belirlediğimiz konu : “Arkeolojik Kazılar ve bunların etkisiyle İstanbul tarihinde gerçekleşen değişiklikler” olacaktı. Bu konuya ise, köşe yazarı Kanat Atkaya’nın, 28 Nisan 2011’de Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan, “ Ne Çılgın Çanak Çömlek Çıkar O Kanaldan!” adlı yazısından ilham alarak karar vermiştik. Atkaya yazısında, İstanbul Yenikapı kazılarında çıkarılan tabiri caizse “çanak çömleklerin” İstanbul’un yaşı dâhil, bilinen birçok mevcut tarihi bilgiyi derinden etkilediğini kendi üslubuyla eğlenceli bir dille şöyle anlatmıştı; “Çanak çömlek”ten kastı, kent arkeolojisi bakımından büyük önem taşıyan bulgular. Daha önce “çanak çömlek” diye andığında “Fesuphanallah” deyip geçmiştim. NTV Tarih Dergisi ise üşenmeyip “Yenikapı'dan çıkan arkeolojik şeyler” başlığı altında 10 buluntuyu önemlerini vurgulayarak aktararak faydalı bir yaklaşım sergiledi Nisan 2011'de” (Hürriyet, 28 Nisan 2011). Aslında, Atkaya’nın üstü kapalı biçimde belirttiği bu “sürekli gelişen ve değişen tarihsel bilgi” mefhumu, İstanbul Arkeoloji Derneği dâhil olmak üzere tarih ile ilgili her mecrada bir yasa olarak addediliyordu. Hatta Alman felsefesinin adeta simgesi haline gelmiş olan Hegel’in Tarih Felsefesi üzerine yaptığı çalışmalarda bile, insanın tarihine karşı yabancılaşmasından kurtulması gerektiği ve tarihsel diyalektiğin doğru ve yerinde tartışılması gerektiği vurgulanır. Kısaca arkeoloji bilimi tarihe, kağıt üstünde akademik çalışmalar üretmesi için, hakiki bilgileri sağlayan pratik bir bilim olarak değerlendirilebilir. Yenikapı çalışmaları ve bunun dışındaki bütün arkeoloji çalışmaları da İstanbul tarihinin yeniden yorumlanmasına yol açmıştır. Örneğin, Yenikapı kazısı sırasında ortaya çıkarılan Theodosius Limanı’nda urne adı verilen kaplar bulunduğu not edilmiştir. Ölülerin yakılarak, küllerinin saklandığı “urne”, Konstantinopolis toprakları içerisinde yaşamış (ölüleri yakan) farklı bir kültür ve inanışın var olduğunun kanıtı olarak örneklendirilebilir, buna karşın aynı dönemlerde yine bu topraklar üzerinde gömülerek saklanan cesetlerin de bulunması, farklı iki kültürün M.Ö 1500’lerde aynı topraklarda barınabildiğinin bir tür göstergesi olarak İstanbul’daki başat eski cenaze ritüellerinin yeniden yorumlanmasına yol açmıştır.

Doğrusunu söylemek gerekirse, grubumuzdaki tüm üyelerin ilgisini çeken ve heyecanlandıran en önemli özellik, arkeoloji ve yenilenen tarih olmuştu, bu yüzden ilk hedefimiz Atkaya’nın sözünü ettiği NTV Tarih sayısını elde etmekti. Bu eski fasikülün bulunabileceği tek yerin NTV Yayınları olacağını düşündük, diğer türlü sahaf sahaf dolaşmak zahmetli ve garantisi olmayan bir iş olacaktı. Çalışmamızın ilk evresinin ana kaynağını bulabilmek amacıyla Maslağa doğru yol aldık. Maslak Doğuş Power Center’da bulunan NTV Yayınları’na ulaşmak için Taksim’den veya Mecidiyeköy’den metroya binmeniz gerekiyor. Atatürk Oto Sanayi istasyonunda inerek 15 dakika içerisinde alışveriş merkezine ulaşabiliyorsunuz. İçeriye NTV Yayınları’na ulaştığımızda yayınevinin içerisine girip NTV Tarih fasiküllerini karıştırmaya başladık fakat ilginç bir şekilde sadece son sayıya rastlayabildik. Yayınevinde bulunan tek yetkili ile görüştüğümüzde, NTV’nin prosedür olarak eski fasikülleri yalnızca internet üzerinden, kargo ile gönderdiğini öğrendik ve bu sayıya ve konumuzla ilintili diğer başka NTV Tarih sayılarına ulaşabileceğimiz bazı telefon numaraları aldık.

Tabii NTV Yayınevi’ne yaptığımız ziyaretin tam anlamı ile verimsiz bir ziyaret olduğunu söyleyemeyiz. Raflardaki kitapları karıştırırken, İstanbul Ansiklopedisi adlı çok şık ve bir o kadar kalın bir kitaba rastladık. İçini “bir umut” karıştırırken “Arkeoloji Müzesi” adlı bir başlık gördük ve müze tarihi ile ilgili beş sayfalık metni bir köşeye oturup okumaya başladık. Elimizde web tabanlı olarak daha önceden bulunan kaynakların bahsetmediği bir detay olarak kitap, 1880 yılında halka arzı gerçekleştirilen Çinili Köşk’ün ilk eserlerinin, müzenin o tarihteki müdürü Dr. P.A. Dethier vasıtasıyla Aya İrini Kilisesi’nden getirtilen Trablusgarp, Girit ve Selanik harabeleri buluntuları olduğunu yazıyordu. Bunun asıl sebebi, Aya İrini’de yapıt sergilemek hiç yer kalmamasıymış. İlk kez Aya İrini’de başlanılan bu “tarihi eserleri sandıklama” işlemi ise ilk olarak müzeciliğe ciddi anlamda önem veren Maarif Nazırı Saffet Paşa’nın tüm valiliklere, sandıklama işlemleri için genelgeler göndermesiyle başlamış ve böylece arkeolojik buluntular adına ilk müze girişimi vuku bulmuş (İstanbul Ansiklopedisi, 2011). Yani, İstanbul’da arkeolojiye dair özel bir müze açılması Aya İrini’nin genel gömülü mirası taşıyamaması nedeni ile bir ihtiyaçtan yola çıkarak düşünülmüş ve gerçekleştirilmiş.

İstanbul’un arkeolojisi ile ilgili çalışmamızın ilk haftasında kaynak bulma işleminin uzun ve uğraşlı bir yol olduğunu ziyadesiyle fark ederken, bir dahaki haftaya tarihsel değişimlerin doğası ile ilgili yazımızda tarihin yeniden soruşturulmasını sağlayan on arkeolojik buluntu üzerine yoğunlaşmak için elde edeceğimiz NTV Tarih fasikülünden yola çıkacağımızı şimdiden belirtelim…

Bibliyografi

Atkaya, Kanat. Ne Çılgın Çanak Çömlek Çıkar O Kanaldan. İstanbul: Hürriyet Gazetesi, 2011. Web. 28 Apr. 2011

İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul: NTV Yayınları, 2011. 100-12. Print.