İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

22 Nisan 2012 Pazar

Boğaz Ve Köprüler Ropörtaj


Bu hafta projemiz için arkadaşlarımla beraber tarihçi yazar Hüseyin İrmakla röportaj yaparak
köprü ve yalılar hakkında konuşup bilgi aldık.

- İstanbul’da ki  şehir içi köprülerinin şehre katkısı nelerdir?( bugün için)

Bugün için katkıların hepimiz yaşıyoruz zaten. Eski İstanbul’da Beyoğlu yada Pera bölgesinin
ulaşımını sağladığı gibi birde çevre yolunun iletişimi yolunun ulaşımını sağlıyor haliçteki
köprüler. Bildiğiniz gibi boğaz köprüleri de; iki çevre yolunu uluslar arası ulaşımını sağladığı
için İstanbul’un bugünkü yaşamında stratejik ve vazgeçilmez önemleri vardır.

- Geçmişten bugüne oranla katkısı nelerdir?

Geçmişte şöyle bir şey var; geçmişte ağırlıklı olarak İstanbul’un her tarafında deniz var.
Ulaşımını da deniz yoluyla sağlıyor. Kayıklar ve diğer deniz araçlarıyla ulaşımını sağlıyordu. O
nedenle ilk köprü Galataya kuruluyor. Ve Galataya kurulan ilk köprü de Pera bölgesinde
ticaretin gelişmesi ve burjuvazinin ortaya çıkmasının getirdiği hareketlilikte bu insanların
İstanbul da resmi bir kurum içerisinde iletişini sağlıyordu. Pera bölgesinde gelişen ticaretin
getirdiği hareketliliğin doğurduğu ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Unkapanı köprüsü de yine benzer
bir ihtiyacın yanı sıra tersanelere gidiş gelişler için bir ulaşım için kullanılıyordu. Yani eski
zamanda İstanbul’da ağırlıklı olarak yaya ulaşımı için kullanılıyordu köprüler. Yani köprüler bu
ihtiyaçlardan dolayı ortaya çıkıyorlar. Zaten Galat köprüsünün ilk yapımı da ücretliydi. Kapıda
bir tane jeton alınıyordu ve bu jeton köprüde duran adamın boynunda asılı duran kumbaraya
atılarak köprüden geçiliyordu. Ama araba geçişi yoktu çünkü o dönemde arabada yoktu. Bu
nedenlerden dolayı köprüler ulaşım ve ticaretin getirmiş oldugu ihtiyaçlardan dolayı ortaya
çıkmışlardır.

- Şehir içi köprülerinde mimari olarak en çok hangi köprü göze çarpmaktadır?

Unkapanı ve Galata köprüleri ilk yapımlarında dikkat çekmekteydiler. İlk Unkapanı köprüsü
bizim gördüğümüzden de farklı olarak düz geliyor sonra kayıkların geçişleri alanda kemerli
olarak yapılmıştır. Sonra tekrar düz tekrar kemerli olarak yapılmıştır. Yani mesela ilgi çekici en
önemli köprü odur. Avatarlı köprüsü de ilk kurulduğunda ilgi çekici bir köprüydü. Sonrasında
Boğaz köprülerinin yapılması daha başka bir büyüklüğü olduğu için ayrıca bir ilgi çekici
haldedir. Başka bölgelerdeki şehir dışındaki köprülere bakacak olduğumuzda; çekmecedeki
Mimar Sinan’ın yapmış olduğu taş köprü mimari açıdan en ilgi çekici köprüdür. Ve işlevsel bir
köprüdür. Ama şuan kenar kıyıda kaldığı için unutulmuştur. Köprü şuan kendi başına kalmış
durumdadır.

- Tarihi eserlerin korunması amaçlı tarihi köprülerin restorasyonu sizce yeterli ilgiyi görüyor
mu?

Bence yeterli ilgiyi görmüyor. Çünkü; İstanbul da yada Türkiye de ki şehirleşme gelişmesi
dediğimiz yada değişiminde tarih çok ön planda bir olgu olarak tasarlanmıyor yada çok fazla
öne çıkartılmıyor. İstanbul da şehirleşme halen devam ettiği için tarihi noktalar yeterince
önem gördüğü söylenemez. Bunlara köprülerde dahildir.

- İstanbul da akla gelen il tarihi köprü hangisidir?
Galata köprüsüdür.

- İstanbulda tarihi köprüler denince ilk akla gelen Galat ve Unkapanı köprüleridir. Bunun
dışında bilmediğimiz başka köprüler var mıdır? Ve bu köprülerin zamanla unutulmasında
ve yok olmasında ne gibi etkiler vardır?

Genel günlük akıştan dolayı toplumun hafızası onu kendiliğinden unutmuştur. Çünkü
köprüler insan yaşamında olmamaya başladıktan sonra kendiliğinden siliniyor. Mesela;
Fatih’in İstanbul’u aldığı zaman Haliç’e kurduğu bir seyyar köprü vardı. Bu köprü fetih
sırasında fıçılar ve kalaslar ile birbirine bağlanarak askerlerin Ayvansaraya geçmesini
sağlamıştır. Yine o köprüyü kullanarak Haliç’e geçiyorlardı. Fakat fetihten sonra bir işlevi
kalmadığı için köprü kaldırılıyor. Ama köprü fetih sırasında kuşatmalarda ve stratejik açıdan
büyük bir öneme sahipti. Bunun dışında Haliçte bir Yahudi köprüsü denen bir köprü vardı. Bu
köprü 1880’lerin başında kurulmuş sabit bir köprüdür. 15 sene yaşamıştır. Kayıkçıların yaktığı
söyleniyor. Çünkü kayık ticaretini engellediği düşünüldüğü için yakıldığı söyleniyor. Köprü
Ayvansaray tarafında bir yere kuruluyor. Adı Yahudi köprüsü ama bir Ermeni tarafından
kurulmuştur. Ama neden Yahudi köprüsü dendiği konusunda çok net bir bilgi yoktur. Fakat
bir ayağı Hasköy’e bağlandığı için olabilir. Çünkü Hasköy bir Yahudi köyüdür. Balatta Yahudi
köyüdür. Buralar homojen Yahudi köyleridir. Belki bu nedenden dolayı bu köprüye Yahudi
köprüsü denilmiştir. Köprünün yapıldıktan 15 gün sonra yakıldığı söylenmektedir. Ama
aslında köprü 15 yıl yaşamıştır. Kayıkçıların yakıp yakmadığı hakkında çok net bir bilgi yoktur.

- Şuan gündemde olan 3. Köprünün yapımı sizce gereklimidir? Yapılacak olan köprü boğazın
karakteristik özelliğini ve estetiğini ne ölçüde etkileyecek?

Bence gerekli değildir. Çünkü 1. Köprünün yapımında da etrafında hiçbir şey olmayacak
dendi, 2. Köprünün yapımında aynı şey söylendi ama köprülerin etrafı şehirleşti. 3. Köprüde
de bu şehirleşme olacak. Çünkü 3. Köprü İstanbul’un akciğeri sayılan ormanlardan geçiyor.
Bunlar İstanbul da kalan son ormanlar. Ve ister istemez 3. Köprünün yapım aşamasında
etrafındaki doğal ortam yok olmuş olacak. 3. Köprünün geçeceği güzeegahlarda bir sürü
insan, bir sürü iş adamı veya şirket yer almışlardır buralardan. Bu yer alma parsalleşme
demektir. Bu yer alma yeşil alan statüsündeyse bir süre sonra arsa statüsüne geçme durumu
vardır. Ve bir süre sonrada mimariye açılması demektir. Çünkü bu önemli olan beton
yığınıdır. Oradan kazanacağı paradır. Burada bir kere şehirleşmenin gelişimidir. Gelişimi
derken ilerleme anlamında değil, değişimi yada büyümesidir. Şehirleşmenin büyümesi
mantığı yanlıştır. İstanbul’da yada Türkiye’de yanlıştır bu düşünce. Çünkü Türkiye’yi
İstanbul’a toplamak oraya yığmak modernleşme değildir. Modernleşmeyi Anadolu da ki diğer
şehirlere; yeni yaşam merkezleri, yeni ünitiler veya ekonomik merkezler kurarakta yapılabilir.
O zaman İstanbul’a bu kadar yüklenmemiş olunur. Ve İstanbul bu kadar büyümemiş olunur.
Bu büyümenin getirmiş olduğu; doğa, ekoloji, tarih göz ardı edilmemiş olunur. Ama bu
çarpıklığı hiç sorgulamıyorsan bu çarpıklığın devamını gelişmesi gibi gösteriyorsan o zaman 3.
Köprü bir ihtiyaç olarak gösterilebilir. Bu yüzden bu 3. Köprünün yapımında nasıl bakıldığı
önemlidir. Doğru bakıp bakmadığın önemli değil nasıl baktığına bağlıdır.

- Boğazdaki yalılar Osmal’ı döneminde zengin, yüksek insanlar oturuyordu. Karakteristik
özellik açısından boğazın karakteristik özelliğini mi yansıtıyor yoksa zengin insanların
oturduğu yerler olarak mı görülüyor?

Dönemin mimari akımlarını yansıtıyor. Ve onu yaptıran adamın sosyal statüsünü veya
dünyaya bakış açısını yansıtıyor. Mesela boğaza ilk yalılar 3. Ahmet döneminde yapılmıştır.
Daha öncesinde yoktur. Bunlardan bir tanesi Anadolu yakasında Amcazade Hüseyin yalısıdır.
Onun mimarisine ve sonrasında yapılan yalıların mimarinse baktığımızda hepside farklı
mimari özellikleri yansıtmaktadır. Hepsi farklı özelliğe ve güzelliğe sahiptirler. Ve hepsinin
ayrı bir kimliği var. Doğayı ve kimliği bozmuyorlar. Ama şuan yapılmış olan ve var olan yalılar
tamamen zengin, yüksek gelirli kişiler tarafından yapılmış yalılar ama bazıları da o boğazdaki
yerlerin yerleşim yerleri şuan ki semtlerdir. Bu semtler dönemin boğaz köyleridir. Bunlardan
bir kaçı Ortaköy, Arnavutköy gibi yerleşim yerleridir. Bunlar önceleri köydüler. Ve bu köyler
İstanbul’un sebze ve tarım ihtiyacını karşılamaktaydı.şuan buradaki birtakın yerleşim yerleri o
dönem insanın kullanmış olduğu evlerdi. Ve şimdi o dönemden kanla evler şuan konak olarak
kullanılmaktadır. O dönem insanın kullanmış olduğu evler şuan konak gibi durmaktadır.


Arasta Çarşısı


Bu hafta gezelim, görelim, yiyelim, içelim konseptinde mekan olarak Arasta Çarşısı’nı seçtik. Çarşının, Mısır Çarşısı ve Kapalı Çarşı’dan farkı tenha ve kendi halinde olmasıdır.  Arasta Çarşısı Derneği’nin Başkanı da bu tenhalıktan oldukça dertli. Hatta yeterince Arasta Çarşısın reklamının yapılmadığı açıklamasını yaptı. belki bu tenhalığın sebebi çarşı konumunun göz önünde bir yerde olmamasıdır. Çarşı içerisinde karşılıklı olarak 80 dükkan var. Küçük ama oldukça şirin… Esnafla muhabbet ediyoruz biraz, onlarda aynı konudan muzdarip. Tanıtılmıyoruz kelimesiyle karşı karşıya geliyoruz. Biz, yutkunarak elimizden geleni yapacağız diyoruz. Ancak insan tarihi değerine sahip çıkmıyorsa üzerine düşeni yapmıyor demektir.
         Arasta Çarşısı’nda  el yapımı hediyelik eşyada ön plandadır. El dokuması halılar, el yapımı takılar ve daha neler neler. Hepsini söylemeyeyim de hazıra konmak olmasın gidin görün =) 
Küçük bir medya araştırması yaptık fakat Arasta Çarşısı hakkında bir habere rastlamadık. Genellikle Arasta Çarşısına Hanlar ile ilgili kitaplarda ve “İstanbul’un 100 görülecek, yaşanacak yeri “ isimli kitapta rastlıyoruz.

Çarşının diğer bir ismi ise “Sipahiler Çarşısı“ nedeni ise Osmanlı döneminde sipahiler meslekleri ile ilgili ürünleri buradaki dükkanlardan tedarik etmeleridir.

         Şimdiye kadar bir kez yangın geçirmiş olan çarşı bir dönem evsizlerin barınağı haline gelmiş fakat aynı dönemde tekrar çalışılarak eski canlılığını kazanmıştır.
         Tarihine biraz bakacak olursak eğer Avrupa Kültür Başkenti sitesinde; “bölgede 1930’lu yıllarda yapılan kazılarda, Bizans Sarayı’na ait mozaikler bulunca, bölgenin saray kompleksine ait olduğu ispatlanmıştır.” olarak bilgi verilmiştir.       
         Eğer orayı gezmeye niyetlendiyseniz oradan sonra da “Tri Elegance restourant” yemek yemek için ideal bir yer. Genel olarak turistlerin uğrak mekanı, bu sayede onlarla muhabbet etme fırsatı bulabilirsiniz. Ayrıca hizmet olarak 10 numara =)
         En yakın zamanda görüşmek ümidiyle…

Kaynakça:

İstanbul’un 100 görülecek, yaşanacak yeri, 28 Mart 2012

http://www.ntvmsnbc.com/id/25334742


Arasta Çarşısı

http://www.ibb.gov.tr/SITES/KS/TR-TR/1-GEZI-ULASIM/TARIHI_CARSILAR/Pages/arasta-cars%C4%B1s%C4%B1.aspx


Arasta Çarşısı, 18 Kasım 2008.




18 Nisan 2012 Çarşamba

Kağıtçı


   2010  yılında  yönetmen  Neriman  Eldem  tarafından çekilmiş  olan  “Kağıtçı”  belgeseli  25 Mart  2012   tarihinde  2.Yılmaz  Güney  Film  Festivali kapsamında, Beyoğlu  Yeşilçam Sineması’nda gösterime  girdi. Belgeseli  izlemek  adına  gösterim tarihinde, tamamen dolu olan  salonda  yerimizi aldık. İstanbul’da  katı atıkları  toplayarak geçimlerini sağlayan  geri dönüşüm işçilerinin yaşamlarını  anlatan belgesel bittiğinde, izleyicilerin büyük beğenisini kazanmıştır.

   İstanbul’daki  kağıt  toplayıcılarının  sorunlarını ve  bu  işi  yaparken  yaşadığı  zorlukları anlatan  “Kağıtçı”  belgeseli  genç,  yaşlı,  evli  ve  bekar  olmak  üzere  pek  çok  kişi  ile yapılan  röportajlardan  oluşmaktadır. Belgeseldeki  açıklamalara göre  kağıt  toplayıcılarının sorunlarının  en başında  devlet  gelmektedir. Devletin  zabıtalar  aracılılığıyla kağıt toplayıcılarının  çalışmalarına  izin  vermediğinden  bahsedilmektedir.  Bunun  nedenini  ise; devletin  ihaleyle  katı  atık  toplama  işini  lisanslı  şirketlere  verdiğini  belirtiyorlar. İhale  ile büyük  şirketlere  atık  toplama  izni  veren  devlet,  şirket  çalışanları  dışında  atık  toplayan kişilerin  bu  alanda  çalışmasına  izin  vermemektedir.  Durum  böyle  olunca  zabıtaların, kağıt  toplayan  bu  insanlara  engel  olmak  adına  arabalarını  bağladıklarını  söylüyorlar. “Zabıta  bu  işi  yapma  ne  yaparsan  yap,  bana  ne  diyor.  Ne  yapayım  hırsızlık  mı yapayım?”  diye  soran  bir  katı  atık  işçisi  belgeselde  yerini alıyor.  Belgeselde  yer  alan 50- 55  yaşlarında  bir  kadın  ise; “Kağıt  topluyoruz  diye  insanlar  bizi  hor  görüyor,  devlet bizi  yok  sayıyor.  Bizi  ayıran  devlet,  çocuğumu  askere de  almasın o  zaman”  diyerek devlet  ve  toplum  tarafından  dışlandıklarını  anlatmaya  çalışıyor.
    
   “Kağıtçı”  belgeselinin en  vurucu  görüntüsünü  ise; kamyonette  yaşayan  bir  Roman  aile oluşturuyor. Anne,  baba  ve  üç  küçük  çocuktan  oluşan  ve  göç ile  İstanbul’a  gelen  bu aile  yaşamlarını  kağıt toplayarak  sürdürmeye  çalışıyor.  Gündüzleri kamyoneti topladıkları  kağıtları  biriktirmek  için kullanan  aile,  kağıtları  depoya  verdikten  sonra kamyoneti  ev  olarak  kullanıyor. Aile  “ Çöp  şu  an evin  salonunda.  Salonumuz  önce  çöp doluyor,  sonra boşalıyor.”  diyerek  yaşadıkları  durumu  anlatıyor.  Kamyonetin  üstünü  evin  salonu  olarak  nitelendiren aile,  daha  sonra  yaptıkları  bu  açıklamalara gülüyor.

  Belgeselin  içeriğinde  Kağıt  İşçileri  Derneği
Başkanı  Ali  Mendillioğlu’nun da  konuşmalarına  yer verilmiştir. Mendillioğlu;  çingenelerin, evsizlerin, sokak çocuklarının, zorun  iç  göç  ile  İstanbul’a  gelen Kürtlerin  ve  adli  yükümlülerin  İstanbul’da  kağıt toplayan  çoğunluğu  oluşturduğunu  belirtiyor. Ve İstanbul’da  kağıt  toplayıcılığın  1990 yılından  sonra başladığını  ve  yayıldığını  açıklayarak  sözlerine devam  ediyor. Yukarıda belirtilen  kesimlerin  dışında ek  iş  olarak  geceleri  çöpe  çıkan  insanların  olduğunu  da vurgulayan  Mendillioğlu  “İstanbul’da gece  çöpe  çıkan  çok  sayıda  tanıdığımız  memur var”  diyerek  durumu  netleştirmeye  çalışıyor. Türkiye’de  kağıt  toplayıcılarının yarısının İstanbul’da bulunduğunu  söyleyen  Mendillioğlu,  net  bir  rakamın verilemeyeceğini de sözlerine ekliyor. İstanbul’da günlük  yaklaşık  olarak  on  bin  ton  çöpün toplandığını açıklayan  Mendillioğlu,  kağıt  toplayıcıların  çöpte birçok  hastalıkla  ve  kazayla  karşı karşıya  geldiğini vurguluyor.  Hemen  hemen  her  toplayıcının  çöpten  enfeksiyon kaptığını  ya  da kırık camlar  yüzünden  ellerini kestiğini belirtiyor. Bunun  dışında  ise katı atık  toplayan insanların  en  çok  eklem  hastalıklarına  ve romatizmal  hastalıklara yakalandığını  da söyleyerek, günde  onlarca  kilo yükü  taşıyan  bu  insanların durumunu bir kez  daha açıklığa  kavuşturuyor.

     Son  olarak  belgesel;  çeşitli  doğu  illerinden  göç  ederek  İstanbul’a  kağıt  toplamaya gelen gençlerin  yaşadığı  bir  eve  konuk  oluyor. On  beş  gencin  bir  arada  yaşadığı  bu evde, gençlerin hepsi  kağıt  topluyor. Bu  evde  yaşayan  bir  genç  ise  “ Sabah  5:30’dan 9 :30’a kadar  çalışıyorum,  sonra  eve  gelip  kahvaltı  yapıyorum,  yine  işe  çıkıyorum. Öğle yemeği  için  eve  gelip, tekrar  çıkıyorum ve  saat  10:30’da  işimi  bitiriyorum” cümlelerini söyleyerek  günlük  yaşamlarının  nasıl  geçtiğini  anlatıyor. Her  gün  farklı semte  gittikleri söyleyen  gençler,  günde  15  ile  20  Tl  arasında  bir  para  kazandıklarını da  belirtiyorlar.
    
   30  dakika  süren  “Kağıtçı”  belgeseli,  Kağıt  toplayıcıları  Derneği  Başkanı  Ali Mendillioğlu’nun  şu  çarpıcı  sözleriyle  son  buluyor.  “Koşulları  iyileştirin  demiyoruz, bizi  var  eden  koşulları  ortadan  kaldırın  yeter.”

  Sonuç  olarak;  Neriman  Eldem  tarafından  çekilmiş  olan  “Kağıtçı”  belgeseli  İstanbul’da yaşayan  ve  geçimini  kağıt  toplayarak  sağlayan  kişilerin  yaşamlarını,  tüm gerçekliğiyle izleyiciye  sunmuştur.

Yönetmen  Hakkında  Bilgi:
1967  doğumlu  olan  Neriman  Eldem,  2010  yılında   İstanbul  Kültür  Üniversitesi  Radyo TV  Yayıncılığı  Ön  lisans  bölümünü  birincilikle bitirmiştir. Aynı  yıl  çektiği  “Kağıtçı” belgeseli ise  Eldem’in  ilk  film  çalışmasıdır. Eldem,  “Kağıtçı”  belgeseliyle  Early  Bird (Bulgaria) Juri  Özel  Ödülü (2010),  Çevre  Filmleri  Festivali  3. Ödülü (2011)  ve İşçi Filmleri  Festivali  Gösterim  (2011)  ödüllerini  almıştır.
Yukarıdaki  bilgiler  “Kağıtçı- Belgesel Film”  facebook  sayfasından  alınan  bilgilere  göre hazırlanmıştır.

Not:  Neriman  Eldem’le  iletişim kurup, belgeselin  Dvd’sini  kendisinden  temin  ettik. Dvd’nin  fotoğrafları  15/04/2012  tarihinde Burcu  Aydoğan  tarafından  çekilmiştir.

Kaynakça:
Eldem, N. (Yönetmen). (2010). Kağıtçı [Film]. İstanbul:


SEMT ADLARI TARİHİ

Semt adlarını eğlenceli bir şekilde nasıl dönüştürebiliriz nasıl ilgi çekebiliriz diye düşünürken ve internette fellik fellik araştırma yaparken bakın ne bulduk :) Bir çoğumuz bilmez ki bizde yeni öğrendik 1928 yıllarının ünlü mizah dergisi  Akbabanın çıktığı yıllarda Yusuf Ziya Ortaç ve bacanağı Orhan Seyfi Orhon,İbnülemin Mahmut Kemal İnal'a giderler.Şimdi bunlar kim hemen size açıklıyorum... Lise bilgilerimiz biraz zorlamak gerekiyor.Biliyorum yıllar yıllar önceydi ama ...




Yusuf Ziya Ortaç; Beş Hececiler grubunun üyesi ve öncülerinden.1946-1945 arasında Ordu milletvekili olarak TBBM bulundu.Şiire aruzla başladı.Ziya Gökalp etkisiyle hece ölçüsünü benimsedi.Şiirleri Türk YurduServet-i Fünun ve Büyük Mecmua'da yayınlandı. Akbaba dergisinde akıcı bir dille, rahat okunur bir tarzda yazdığı fıkralarında siyasal özgün örneklerini verdi. Şiir ve gülmece yazılarının yanı sıra roman, öykü ve oyunlar da yazdı.

Orhan Seyfi Orhon; Kendilerde beş hececilerdendir.1965’te bu partiden İstanbul milletvekili seçildi. 1922-1946 arasında MilliyetTasvir-i EfkarCumhuriyetUlusZaferHavadis gazetelerinde mizah ve köşe yazıları yazdı. Yusuf Ziya Ortaç ’la birlikte Papağan, Güneş, Ayda Bir, Çınaraltı dergilerini çıkardı. Şiire Aruzla başladı. "Fırtına ve Kar" isimli uzun şiirinde bunun başarılı bir örneğini verdi. Daha sonra Milli Edebiyat ve Genç Kalemler akımlarının etkisinde kalarak hece veznine döndü. Hece ile yazdığı şiirlerinde yalın bir dil kullandı. Divan şiiri kalıplarını hece veznine uyarlayarak yazdığı gazel benzeri şiirleri de var. Yirmiden fazla şiiri bestelendi.

İbnülemin Mahmut Kemal İnal;Osmanlı Devleti’ne 33 yıl boyunca çeşitli görevlerde hizmet eden İbnülemin, II. Abdülhamit devrinde Yıldız Sarayı arşivinde görev yapmış ve cumhuriyet devrinde ise arşivin tasnif edilerek Başbakanlığa devredilmesine başkanlık etmişti.1913 yılında Süleymaniye Camii külliyesinde “Evkaf-ı İslâmiye Müzesi” adıyla kurulan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nin kurucusudur. Benzer bir kurumu Kahire’de de kurmuştur.Toplumsal hayatta çok hızlı ve büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde yaşaması ve pek çok tanınmış kimse ile şahsen bir arada bulunması onu biyografi alanında pek çok eser vermeye yöneltti. Son dönem Osmanlı şairleri, müzisyenleri, sadrazamları, hattatları hakkındaki eserleri ile bu kişilerin unutulmalarını önlemeye çalıştı. Şiir, roman, hikaye gibi alanlarda da eser verdi.
Yani.... Uzun lafın kısası bu şahsiyetler  önemli kişilerdir vesselam...
Konumuza geri dönersek
İbnülemin Mahmut Kemal İnal'a giderler ve semt adlarına göre kimlerin nelerde oturması gerektiği ile ilgili liste yapmasını isterler.
İşte liste ;

Kasaplar; Etyemez’de
Arabacılar; Ahırkapı’da
Sebzeciler; Bostancı’da
Kebapçılar; Şişhane’de
Fırıncılar; Unkapanı’nda
Turşucular; Sirkeci’de
Elmacılar; Elmadağ’da,
Badanacılar; Kireçburnu’nda
Fındıkçılar; Fındıklı’da
Halıcılar; Halıcıoğlu’nda
Çiçekçiler; Çiçekpazarı’nda
Tiryakiler; Çubuklu’da
Dervişler; Erenköy’de
Körler; Göztepe’de
Bebekler; Sütlüce’de
Arnavutlar; Arnavutköy’de
Zenciler; Kuzguncuk’ta
Sünnetçiler; Cerrahpaşa’da
Kandilciler; Kandilli’de
Öksürenler; Ihlamur’da
Borçlular; Selamsız’da
Tespihçiler; Mercan’da
Harem ağaları; Harem’de
Sütnineler; Bebek’te
Dilsizler; Bülbülderesi’nde
Sevdalılar; Kuşdili’nde
Sarhoşlar; Küfeciler’de
Sabırlılar; Eyüp’te
Kabadayılar; Tozkoparan’da
Medeni eşkıyalar; Boğazkesen’de
Sülükçüler; Büyükdere’de
Hane berduşları; Kalender’de
Talihsizler; Güngörmez’de
Mezar bekçileri; Türbe’de
Günahkârlar; Azapkapı’da
Enfiyeciler; Akıntıburnu’nda
Maliyeciler; Defterdar’da
Dilberler; Vefa’da
Baştan çıkanlar; Yerebatan’da
Hafifmeşrep kadınlar; Yaşmaksıyıran’da
Doktorlar; Hekimoğlu’nda
Paşalar; Paşabahçe’de
Köseler; Kabasakal’da
Caniler; Zindankapısı’nda
Hayvan sahipleri; Samanpazarı’nda
Şık hanımlar ve beyler; Moda’da
Kürkçüler; Ayazpaşa’da
Hâkimler; Kadıköy’de oturmalıymış!


beğendiniz mi? :) biz bayıldık


Saygılarımın kabulunu arz ederim efendim






17 Nisan 2012 Salı

Sokak Arası Moda

                                                              
         Kendi modanı kendi yap sloganıyla sokaklara serpiştrilmiş, keşfedilmeyi bekleyen mini mini dükyanlara uğradık bu hafta. Genellikle tercih edilen kalabalık havasız büyük AVM’ler ile modayı tanıyoruz, marka alınca modaya uyduğumuzu zannediyoruz. Bu hafta yapılan röportaj bize gösterdiki  moda yanlız zengin insanların giyebildiği pahalı kıyafetlerden oluşmadığını asıl modanın arka sokaklarda türeyen küçük dükyanların işbirliğine dayandığına şahit olduk. Daha önceden de bildiğimiz Cihangir’de bulunan Otto, İrma ve Cassette işletmecileri ile bir araya gelip, görüşlerini birkaç soru ile yazıya döktük. İlk durağımız  ‘’Cassette’’ ve işletme ortaklarından Pınar Gürbüz
 
Bize biraz Cassete’nin hikayesinden bahsedermisiniz ? Ayrıca İnsanları farklı hissettirmek, giyindirmek nasıl ortaya çıktı ?
Pınar Gürbüz: Marka sahibi Ulaş Şekeroğlunun 3. Şubesi olarak Cihangir; Bağdat cad. Nişantaşı şubelerinden sonra açılmış bir dükyan. 1o yıla aşkın bir sürecin eseri olarak bugünlere gelindi. Müthiş birikim ve gözlemle bir araya gelmiş oluşum. Farklılık hissi önemliydi her zaman standartların dışına çıkan biriydim çocukken.
Peki Cassete’nin bir anlamı var mı ?
Pınar Gürbüz:  Olmaz mı? Bildiğimiz üzere teyplere takıp çalınan kasetlerden çıktı ortaya. Eski yıllarda kaset vardı sımdı kı zaman gıbı Mp3 çalar ya da ıpod yoktu. Kasetler anlam taşırdı bizim için. Sevgiliye sevdiğiniz şarkıyı  doldurup yollardık. Seviyoruz kasetleri.
Sokak modası denince akla gelen ilk 3 şey ?
Pınar Gürbüz: Renkli,  Uyumsuzluk, özgürlük…
İnsanların bu tarz yerleri tercih etmesindeki amaç nedir ?
Pınar Gürbüz: Tamamen kendileri olma ve her hangi bir şeye bağlı kalmaktan sıkıldıkları anda uğradıkları yerlerin başında geliyoruz.

Cassette gerçekten herkesin gelip görmesi gereken bir dükyan olduğunu düşünüyorum. İçeride kendimizi ayakkabı sergisinde gibi hiseettik. Keyifli sohbetin ardından Pınar Hanım’a teşekkür edip, Beğendiğimiz birkaç ürün ile hemen yanındaki İrma butiğe uğradık.
Cassette Adres: Yeni Çarşı Caddesi 5/C Galatasaray-Beyoğlu/İSTANBUL.



İki güzel genç bayanın işletmeliğini üstlendiği şirin bir dükyan İrma. Bizi iyi karşılayıp, röportaj teklıfımızı geri çevirmdiler. Bizde vakit kaybetmeden mekan hakkında soru-cevaba geçtik hemen.

İrma nasıl çıktı bize biraz anlatır mısınız? İnsanları farklı giydirmek, farklı bir moda yaratmak ne zaman ortaya çıktı ? 
Gaye : İrma taksimde olan bir mağaza. Burada mağaza açmamızın en büyük sebebi farklı kültürde olan insanların taksimde toplanması oldu.
Seçil: Burada insanlar bizim mağazamıza gelerek kendi tarzlarını oluşturuyorlar bizde onlara yardımcı oluyoruz.
Sokak modası ile adlandırılan moda neyi ifade ediyor sizce?
Gaye : İnsanın kendi modasını yaratması diyebiliriz.
Seçil: Bence insanların özgür olmasıdır. 
Bu tarz alternatif giyim mağazaları büyük modacıları ve büyük mağazaları kızdırıyor mudur sizce?
Gaye: Bence kızdırmıyor hatta ilham bile veriyor diyebilirim . Artık modacıların yeni koleksiyonlarına bakarsanız sizlerde göreceksiniz bizlerden ilham aldıklarını.
Seçil: Artık moda sınırlandırılmıyor. Modacılarda bunu yapmamaya başladı. Moda özgürleşti, bireyselleşti.
Siz kendinizi modacı olarak görüyor musunuz?
Gaye: Hayır görmüyoruz. Bizim işimiz bu değil, bizim işimiz insanların rahatlığı için onlara yardım etmek .
İnsanların bu tarz yerleri seçmelerinin amacı nedir sizce?
Gaye : Her yerde aynı şeyler. İnsanlar artık benzer şeyler görmekten, giyinmekten sıkılmış durumdalar. Alternatif ürünler için biz burada devreye giriyoruz.
Seçil: Tabi ki farklı olduğumuz için. E fiyatlarımızda biraz cazip.

İrma Butik; Kuloğlu Mah. Yeni Çarşı Cad. No:5 - A2 Galatasaray - Beyoğlu
Tel: 0212 251 85 78

Küçük bir dükyan olmasına rağmen modaya alternatif bir yer ve pek de keyifli bir iç dekorasyona sahipler. Bu iki genç yeni meğzun öğrencilere teşekkür edip vedalaştık.  Bir sonraki durağımız sokağın ilk müdavimlerinden olan ‘’Otto’’. İçi kadar dışıda oldukça dikkat çekici. İnsan ister istemez kendini bu mağazaya atıp bir şeyler satın alma hissi geliyor.Vakit kaybetmeden dükyan satış görevlilerinden Aslı Hanım'dan bilgi almaya başlıyoruz.    




Otto nasıl çıktı bize biraz anlatır mısınız? İnsanları farklı giydirmek, farklı bir moda yaratmak ne zaman ortaya çıktı ?
Aslı:  Otto sokak modası akımından etkilenip ortaya çıktı. Biraz alternatif bir şeyler yaratmak istedim bende ve bu dükkanı açtım.
 Sokak modası ile adlandırılan moda neyi ifade ediyor sizce?
Aslı : Sokak modasında tamamen bireysellik ön planda. İçinden geldiği gibi kendi tarzlarını oluşturuyorlar. Artık insanlar ‘bu sene moda bu’ lafını duymaktan sıkıldılar bence. Sıkılmaları sayesinden böyle bir şey çıktı desek yeridir ve çokta güzel oldu.
 Bu tarz alternatif giyim mağazaları büyük modacıları ve büyük mağazaları kızdırıyor mudur sizce?
Aslı: Hayır. Neden kızdırsın ki, aksine bu durumdan hoşnut bile olmaları lazım. Şimdi gidin Zara mağazasına bakın tamamen farklı, alternatif kıyafetler var.  Artık onlarda ayak uydurmaya başladı. Çünkü insanlar artık bunu istiyor.
  Siz kendinizi modacı olarak görüyor musunuz?
Aslı: Hayır görmüyorum. Çünkü ben bir modacı değilim. Yaptığım şey buraya gelen insanlara fikir vermek.
  Son soru olarak İnsanların bu tarz yerleri seçmelerinin amacı nedir sizce?
Aslı: Herkes aynı, farklı olmak için bir şeyler yapmak lazım , onlarda bu duruma ayak uyduruyorlar hepsi bu. 

Burcu Kibar Yeni Çarşı Cad. No:9/A Galatasaray, Beyoğlu/İstanbul. Otto Butik 

Yaptığımız keyifli sohbetin ardından, Otto ailesine de  teşekkürlerimiz ilettik bir daha görüşmek üzere dönüş için metro yolunu tuttuk. Gezdiğimiz, keşfettiğimiz sokak aralarındaki moda avcılarının en yakından takip ettikleri yerleri bulduk ve moda hakkında gerçekçi bilgileri bire bir ağızlarından dinledik. Tavsiye edebileceğimiz bir çok mağaza ve butikler tanıdık. İstanbul böyle bir kültüre sahip olduğunun değerini bilmeli ve bu tür  yerlerin gelişip çoğalması için her zaman modaya destek vermeli.


15 Nisan 2012 Pazar

Mesire ve piknik yerlerinin; İstanbul'da onemli bir yere sahip oldugundan daha

once bahsetmistik. Sahip oldugumuz kultur bakimindan da, Turk halkinin hayatinda

onemli ve eski bir yere sahip oldugunu soyleyebiliriz.

Bu hafta ise, piknik alanindaki sorumlu kisi olan “ Niyazi Ibrahimoglu “

ile yaptigimiz soylesiden bazi bolumlere yer verecegiz. Kendisi ile Polonezkoy’de

tanisma firsatimiz oldu. Insanlarin bu alanlara nasil tepki verdigini, duzen anlaminda

nasil bir sorumluluga sahip oldugunu, kendisinin gorevini yaparken ne gibi

zorluklarla karsilastigi ile ilgili bazi bilgiler aldik.

Ilk olarak Niyazi Bey insanlarin haftasonlari yogun ilgisiyle karsilastiklarini,

calisan insanlarin haftasonlari ailecek yemek yiyip vakit gecirdiklerini ve bu sekilde

desarj olduklarindan bahsetti. Ailelerin yaninda arkadaslariyla gelip piknik yapan

kisilerin de varligindan bahsetti. Genel olarak insanlarin temizlik bilincine sahip

olmadiklarini ve gelen kisilerin yaptiklari piknik sonrasinda olusan copleri temizleme

konusunda problemlerin olustugundan bahsetti. Gun bitiminde olusan coplerin

temizligi konusunda buyuk problemlerin yasandigini, zaman zaman ise mesire

alanlarinda kalici tahribatlarin olustugundan bahsetti. Insanlar piknik yaptiktan

sonra nedense haftaya tekrar gelecekleri gercegini unutarak davrandiklari yorumuyla

birlikte, zaman zaman guvenlik problemlerinin olustugundan bahsetti.

Insanlarin daha bilincli olmasi gerektigini, cevreye ve ormanlarimiza tahribat

verilmemesi gerektigini soyleyerek sohbetimizi sonlandirdik.

Pano Şarap Evi



Konu şarap olunca tatmadan olmaz dedik ve birebir deneyim yaşamak için Pano Şarap Evi’ne gittik.

Öyle elini kolunu sallayarak gidemezsin ama, önceden uyarıldık Aradık rezervasyonumuzu yaptırdık. Karşılama oldukça güzeldi .Güzel bir masada keyifli bir akşam geçirmek masamıza kurulduk. Mekan oldukça nezih ve her yerinde şarap görebileceğiniz şekilde dizayn edilmiş.Tam girişte şarap mantarından koskoca bir “Pano Şarap Evi” yazısı karşılıyor sizi. Mekanda çalan müzik oldukça sade .Kendi imalatları olan “no 10” adlı oldukça hafif beyaz şarapla başladık geceye. No 10 şarabı ;yeşil elma, narenciye aromaları ve semillon ,sultaniye ve emir üzümleri ile yapılmış. Bu şarabı içerken öneri üzerine yerli peynir tabağı yemeği tercih ettik. İçinde isli peynir ,keçi peyniri tulum peyniri bulunuyordu.
 Oraya gitmişken hazırda kafamız hafiften güzel olmuşken konu hakkında bilgi sahibi biriyle röportaj yapalım dedik. Şef garsona durumdan bahsettik ve sorularımızı cevaplamayı kabul etti.

Şarapçılar: Pano Şarap Evi kaç yıldır hizmet vermekte?
Şef Garson Ramazan Bey:Pano Şarap Evi 113 yıllık bir mekan .Ben 13 yıldır burada çalışıyorum.13 yıl önce restore edildi.


Şarapçılar: Asıl yerinde değil de artık nevizade de hizmet vermekte bunun sebebi nedir?
Şef Garson …..Bey : Galatasaray lisesinin karşı arasında ki asıl Pano Şarap Evi şuan tadilatta olduğu için mekanın kapalı kalmasını istemediğimizden yaklaşık beş aydır Nevizade de ki mekanı kiraladık burada hizmet veriyoruz.

Ş: Pano Şarap Evi oldukça bilindik ve eski bir mekan.Burada şaraplarınızı kendiniz mi üretiyordunuz ? Mahzeniniz var mıydı?
Ş.G.: Genelde Mey grubu Kayra’da şaraplarımızı özel olarak yaptırıyoruz.İçeriğini biz belirliyoruz,dışarıda bu şaraplardan bulunmuyor,sadece bizden tedarik edebilirsiniz.Şuan hizmet verdiğimiz bu yerde mahzen yok ,fakat tadilatta olan asıl mekanda oldukça güzel bir mahzenimiz bulunuyor.Eğer müsait olsaydı birlikte gezme fırsatımız olurdu.

Ş.:Türkiye’de şarap üzerine özellikle bir yar var mıdır?
Ş.G.: Türkiye’de özellikle şarap üreten şarap evleri pek bulunmuyor.Bu işle mücadele eden biziz.

Ş.: Genellikle şarap içmeyi tercih eden tüketici grubu kimler?
Ş.G. :Şöyle söyleyebilirim,artık işine gücüne sahip 30 yaş üstü daha çok tercih ediyor.Genç kesimde var tabii bunların arasında fakat daha çok 30 yaş üstü okulunu bitirmiş iş sahibi kimseler mekanımıza geliyor.
Ş.: Gurmeniz var mı? Aromaları nasıl tercih ediyorsunuz?
Ş.G.: Şöyle söyleyeyim,personelimizin hepsi şarap konusunda eğitimden geçiyor bu yüzden gurmeye ihtiyacımız olmuyor. Fakat yemek konusunda gurmemiz mevcut.

Ş.: Şarap içerken genellikle tüketilen yiyecekler nelerdir?
Ş.G.: Şaraba göre değişir. Sofra kategorisinde bir şarap, hafif aperatiflerle kolaylıkla içilebilir.Şarapta gövde ve  asit yoğunluğu artıkça yemekler değişir.Yemek şarap uyumu buna göre ayarlanıyor.Fazla gövdeli ve tonelli bir şarap ise ağır soslu kırmız et tercih ediliyor.Ama sofra kategorisinde ki içkileri hafif aperatiflerle ,peynir çeşitleriyle veya mezelerle tüketilebilir. Salata yemeyi tercih eden müşterilerimize yanında beyaz şarap öneriyoruz, gövdeli bir şarapla salata yendiği zaman ağızda ağır bir tat bırakarak ana yiyeceğin tadının üzerine çıkmasına neden oluyor.

Ş: İstanbul’da ki peynir çeşitlerini biliyorlar mı?
Ş.G.: Çok fazla peynir çeşidi mevcut.Bunları bilende var bilmeyende. Ben bile hepsini bilmiyorum.Biz piyasada çok bilinen peynirleri tercih ediyoruz.Genelde tüketilen gravyer peyniridir.Yerli peynir olarak da isli peynir keçi peyniri tulum peynir mevcut.

Ş.: Şaraplar kaç kategoriye ayrılmaktadır?
Ş.G.: Beyaz ,kırmızı ,tatlı şaraplar,blush ve rozedir.Blush ve Rose dediklerimiz maserasyon süresi kısa olan şaraplardır.Şarapların renk alması için yapılan işleme meserasyon deniyor.Üzüm kabuklarıyla birlikte şıra bekletiliyor.Bu esnada gövde,renk,koku ve tad gibi özellikler kazanıyor.Eğer bu sureci kısa tutarsanız rose oluyor uzun süre tutulursa daha gövdeli ve yoğun oluyor. Bu üzümün kalitesine göre de değişmekte.Tatlı şaraplarda farklı bu durum  maserasyon süresini erken keserseniz şekerli mayaları yemeden kesilirse bu kez tatlı oluyor. Bu arada şarapta çok fazla alkol bulunmadığı için alkollü olmasını tercih eden müşterilerimiz için üzüm alkol ilaveli şaraplar veriyoruz. Ama Pano Şarap Evini’ne göre biz fazla alkolü şaraba yakıştırmıyoruz. İdeal alkol oranı ise yüzde 13’tür.

Ş.: Şarabın gövdesi derken tam olarak neyden bahsediyorsunuz?
Ş.G.:  Şarabın gövdesi üzümle alakalı bir şey. Üzümü yediğinizde ağzınızda güçlü bir tat bırakırsa şarapta sert bir tat olur. Ama iyi bir sert tat için hammadde yani üzüm iyi olmalıdır.

Ş: Daha çok kırmızı mı beyaz şarap mı tercih ediliyor?
Ş.G: Kırmızı şarap daha çok tercih ediliyor, beyaz şarap ise yazın daha fazla tercih edilebiliyor.

Ş.: Peki şarap tüketimine bakarsak, şarabı insanlar neden tercih ediyor?
Ş.G.: Yemek yedikten sonra şarap içtiğinizde veya aynı anda tükettiğinizde ağzınızda bulunan partiküller (yemek artıkları) yok oluyor, ağırlık hissi vermiyor ve ağızda hoş bir tat bırakıyor.

Ş.: Fiyat aralıkları nasıldır?
Ş.G.: Çok yüksek rakamlarda tutmuyoruz. Şişe fiyatları 30 liradan başlayıp, 150 liraya kadar olabiliyor. Şarap fiyatları içildiği mekan ve semt ile de alakalıdır aslında, daha popüler semtlerde yüksek fiyatlar görmek mümkün.

Ş.: Yıllanmış şaraplar hakkında ritüeller var. Örneğin evde şarabı yıllandıramıyoruz. Şarabı yıllandırmak için ne yapmamız gerekir?
Ş.G.: Şarabı evde yıllandıramazsınız çünkü; ilk olarak şarabı yerinden hareket ettirmemeniz , yatık vaziyette saklamanız, yüzde 75 nem oranı ve ışık olmayan bir yerde bulundurmanız gerekir. Yıllanabilecek şaraplar fazla gövdeli şaraplardır. Gövdeli şaraplar daha öncede söylediğim gibi serttir fakat yıllandıkça mantarından çok az bir miktarda  hava alarak daha yumuşak bir hale gelir ve daha güzel bir tada sahip olur.

Bu güzel sohbet için Pano Şarap Evi Şef Garsonu Ramazan Bey’e teşekkür ederiz. Son olarak Ramazan beyin şarap severlere verdiği tavsiyelere yer vererek, bu haftaki yazımızı sonlandırıyoruz. Buyurun şarap severler;

-Şarabı ilk açtığınızda hemen tüketmeyin, 15 dakika bekleyin hava ile temas etsin çünkü şarap son kadehe doğru güzelleşir.
- Şarabı tarafa koyup bekletin.
-Şarabın kalitesini bardakta duruşundan, izinden ve renginden anlayabilirisiniz.
- Beyaz şarabı etle tercih edebilirsiniz ama etin sosunun ağır olması şarabın tadını yok edebilir bu yüzden hafif soslu etlerle tercih edin.
- Salata ve beyaz şarap ikilisini deneyin.

Bol şaraplı günler dileriz!