İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

İstanbul

Haydarpaşa

4 Mayıs 2012 Cuma


Rumeli Feneri'ne gelmeden, Belgrad'daki kendin pişir kendin ye'cilerden uzakta bir alanda yapılan çalışmaya bakmak için arabımızı kenara çekiyoruz. Fotoğraf çekimi yapmaya geldiğimiz bu yerde röpörtajımızıda gerçekleştirebilecek kadar şanslıyız. Bizi karşılayan Halil Turancı oluyor ve sorularımızı yanıtlayacak kadar da arkadaş canlısı.

Halil Turancı

Soru 1) İstanbul’da bar tarzı mekanlar çoğalırken piknik alanlarına olan rağbet gün geçtikçe
azalıyor. Bu işe girme fikri nasıl oluştu?

Cevap 1) Ben daha önce Belgrad Ormanı’nda bulunan birkaç işletmede çalıştım, ailem de piknik
alanı işletmeciliği yaptı bir süre. Böyle bir geçmişim olmasının dışında, bu tür mekanlarda
yaptığım işletmecilikten daha çok zevk aldığımı düşünüyorum. Eskiden insanları bu tür
mekanlar bir araya getiriyordu, aile ve akraba bağları piknik gibi aktivitelerle kuruluyordu.
Kısacası böyle ortamlar her zaman daha sıcak ve samimi, ben de böyle bir mekanın ev sahibi
olmak istedim.

Soru 2) Eskiye göre bu tür mekanlara gelen insan sayısı azalıyor gibi görünüyor, sizce bunun
nedeni nedir?

Cevap 2) İstanbul’da hayat artık çok hızlı, insanlar güzel bir havada keyifli vakit geçirebilecekleri
yerlerden çok, kendisine yakın olanı tercih eder hale geldi. Tabii bir de kötü işletmeciliği göz
önünde bulundurmak gerek. Piknik alanlarında temizlik ve eskiden olmayan iyi servis artık
çok önemli hale geldi. Biz işletmemizde piknik yapan insanların rahat etmelerini sağlayacak
her türlü hizmeti sunuyoruz. O yüzden bizim için müşteri sayısının az olduğu gibi bir ifade
geçerli değil. İnsanlar artık her yerde iyi ve sınırsız hizmet istiyorlar, önemli olan bunu
verebilmek.

Soru 3) Sizce eskiden bu mesire alanları ve insanların buradaki aktiviteleri nasıldı, şimdi nasıl?
Bir değişimden söz edebilir miyiz?

Cevap 3) Uzun yıllar benzer mekanlarda işletmecilik yapmış biri olarak fazla bir değişim olduğunu
düşünmüyorum. İnsanlar hala mangal yapmak ve aynı sofrada muhabbet etmek istiyorlar.
Piknik bir rahatlama ve dinlenme aktivitesi. Bir mekana gittiğinizde genellikle yorgun
dönersiniz, müzik ve alkol kişiyi yorar. Piknik aktivitesinin mantığı ise eskiyle aynı, kafa
dinlemek ve muhabbet etmek işin asıl amacı.

Soru 4) Geçmişe baktığımızda mesire alanlarının çok da iyi korunmadığını, doğanın bu tür
mekanlarda kaybolduğunu görüyoruz. Sizce bu sorun nasıl çözülebilir?

Cevap 4) Çok doğru. Polonezköy’de birkaç piknik alanı kullanılamaz hale gelmişti bir süre önce.
Burada olay işletmecilikten ve mekana koyulacak kurallardan geçiyor. Genellikle piknik
alanları geniş ve kontrolü zor yerler olur, fakat bizim işletmemizde tüm masalara özel servis
var, dolayısıyla kirlilik gibi sorunlarımız olmuyor.

Soru 5) Piknik ve mesire alanlarına olan talebi artırmak için sizce neler yapabiliriz?

Cevap 5) Bunun bizim kültürümüzün bir parçası olduğu unutulmamalı. Türk toplumunu bir araya
getiren bir aktivitedir piknik. Güzel ve temiz bir alanda piknik yapmak, mangal yakmak
ve kitap okumak bence bir barda eğlenmekten çok daha fazla doyum sağlıyor. Bu yüzden
İstanbul’daki mesire alanları çoğalmalı ve zenginleştirilmeli, bu mekanların mutlaka tanıtımı
yapılmalı.

Galatasaray Lisesi Önünde ki Galatasaraylılar

Taksim... İstanbul denilince akla gelen ilk yerlerden biridir. Kültürü, tarihi yapısı kısacası her şeyi ile bir başkadır. Kimisi Taksim'i görmeye gelir, kimisi bir kafe de oturup kahve içmeye, kimisi Nevizade de dostları ile bir iki kadeh tokuşturmak için gelir, kimileri ise sadece orada olmak, gezmek, dolaşmak, İstiklal caddesinin keyfini sürmek için orada bulunurlar.

Kimisi ise sevdalarının, tutkularının gönül verdikleri takımın maçına gitmeden önce orada buluşmak veya toplanmak için bulunurlar. Onlar Galatasaray Lisesi önünde ki Galatasaraylılardır...


Büyük bir şehrin takımının taraftarı olmak zordur. Aslında şehir takımının taraftarı olmak zordur. Maç öncesi toplanmak için bir yer, semt gerekir. Bu semtin sizin fikir ve düşüncelerinizi yansıtması gerekir. En azından gönül verdiğiniz takım ile ilgili bir bağlantısı bulunması gerekir. Bu bağlantıyı bulduğunuz zaman o şehrin o semti artık sizindir. Oranın tarihi, kültürel yapısı veya içeriği hiç önemli değildir. Orası artık taraftarların buluşma noktası, orası artık takımın adı ile anılan bir semttir, tıpkı Beyoğlu'nda ki Galatasaray gibi. Galatasaray Lisesinin orada bulunması, o bölgenin veya semtin Galatasaray diye anılması önemlidir. Semt adı Galatasaray ise aşkın adı da orada sarı kırmızıdır.

Sakin ve güneşli bir Taksim gününde metrodan çıktığımızda her yaştan, her cinsten üstünde sarı kırmızı formalı insanları gördüğünüzde bugün Galatasaray'ın maçı olduğunu anlarsınız. Peki sadece 3-5 kişimiydi maça gitmek için Taksim'de toplanan? Tabi ki de hayır. İstiklal Caddesinde aşağıya doğru yürümeye başladığımızda Galatasaray'lı taraftarların çoğaldığını görürsünüz. Galatasaray lisesinin önüne geldiğinizde ise her yerde sarı kırmızı rengin hakim olduğunu, İstiklal Caddesinde ''iğne atsanız yere düşmeyecek'' bir kalabalık olduğunu görürsünüz.

Yakılmış meşaleler, bir arada, aynı anda ve aynı şekilde tezahüratlarda bulunulması bir çok koro ve orkestrayı kıskandıracak cinstendir. İstiklal Caddesinde yürüyen ve gezen turistlerin bu anları kameraya alma, fotoğraflarını çekme çabası ise olayın ayrı bir güzelliğidir.

Bir maç günü Taksim ve Beyoğlu bir başka tat verir orayı gezenlere. Taraftarların şehre kattığı renk ve şehrin taraftarlara sağladığı imkanlar ve olanaklar hiç bir zaman göz ardı edilemez. Bu yüzyıllık bir cadde, bina veya alan bile olsa taraftar her yerde ve her zaman taraftardır.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Rakıyı Bir İçene Sormak Lazım


 Her içen de keyfini başka türlü çıkarır, tadını başka başka alır. Biz de Galip Bengü İsen’le konuştuk. Kendisi İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi. İstanbul’daki rakı kültürüyle yakından ilgilenen biri olarak içtenlikle sohbetimizi sürdürdük. Bizimle rakıya dair bildiklerini ve kendisine ifade ettiklerini paylaştı.

S1) Rakı sofraya geldiğinde, sizce yanında neler olmalı?

C1) Rakının mezesi olmazsa olmazdır en başta. Zevk kişiden kişiye değişse de tarihten beri gelen belli arkadaşları var rakının, peynir gibi. İşin tıbbi kısmına baktığımızda peynir yağdır, kavun da şeker. Niye böyle bir tercihe gidildi bilinmiyor ama peynir ve kavun rakının şartıdır. Ben rakıyı içine fesleğen atıp içiyorum. Rakıyı lezzetlendirmek için böyle bir ekleme yaptım; racon olarak susuz tükettiğim için de fesleğen yumuşatıyor.

S2) Rakı sofrada birçok yemeğe eşlik ediyor, sizce rakı masasında hangi yemek olmamalı?

C2) Pizza, börek gibi hamur işleriyle gitmez mesela. Zeytinyağlılar rakı sofrasında rahatça tüketilebilir. Yemeklerin hafif olması gerekiyor rakı içilirken. Salatalar, midye, barbunya  güzel gider. Gastronomide bir kural var: Ağzın neyi seviyorsa onu ye. Kişi damak tadına göre seçmeli mezesini. Mesela en iyi şarap en pahalısı değildir, damağında en güzel tadı bırakandır. Bunun gibi…

S3) Sizce en iyi rakı hangisi?

C3) Bu sıralar Türkiye’deki en iyi rakı bence Kulüp. Kulüp bazılarına sert geliyor, ama içimi çok rahat. Evde Uzo ya da Midilli’den, Sakız’dan özel bir şey getirdiysem onu içiyorum.

S4) İstanbul’da rakı adabını en iyi yaşayabileceğimiz mekanlar var mı?

C4) Var tabii. İstanbul’da rakı adabını en iyi yaşayabileceğimiz mekanlar eskiden kalan, işletmecisinin en azından 50 yaşında olduğu yerler. Bunlar gittikçe azaldı. Mekan ve çevresi kötü olmakla beraber mezelerinin kalitesinin oldukça iyi olan bir yer var Tarlabaşı’nda, Hasır Restoran adında. Mezecidir ve Ermeni- Rum geleneğinden gelir, o açıdan başarılı.

S5) Rakıyla olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

C5) Rakı özü itibariyle muhabbet içkisidir. Bazen arkadaşlarımla, bazen de kendimle muhabbet etmek istediğim zaman içerim. Muhabbette letafet olmadı mı, rakıda da lezzet olmaz derler, çok doğrudur.

S6) Rakı adabı eskiden nasıl yaşanıyordu, şimdi nasıl yaşanıyor?

C6)  Muhakkak farklılıklar vardır. Aydın Boysan benim rakı hakkındaki düşüncelerimi beğenmeyebilir, çünkü kuşaktan kuşağa geçen ve değişen bir adaptan bahsediyoruz. Sadece İstanbul’la kısıtlamamak gerekir bir de. Meyhane adabını bütün Akdeniz Bölgesi’nde görmek mümkün. Midilli’si başkadır, İzmir’i başkadır, Cunda’sı aynı şekilde. 

Bu kültüre şahit olunacak bir sürü mekan ve farklı anlamlara yoran insanlar var İstanbul’da. Çok yönü olan ve farklı anlar yaşatan bu kültürde öyle farklı bakışlar var ki, şimdilerde bir marka rakı kültürünü geliştirmek ve dünyaya tanıtmak amacıyla bir proje üretiyor. Bu proje meyhanelerde eğitim, teknolojik uyarlamalar, farklı dillerde rehber ve belgeseli kapsıyor.

Demet Cengiz Bilgin’in konuyla ilgili yazısı:


Röportajda sözü geçmişken, aslında rakı kültürü denince akla ilk gelen isimdir o: Aydın Boysan.

Kendisiyle rakı üzerine yapılmış sayısız röportajlardan sadece birkaçı:



http://vimeo.com/28977026





1 Mayıs 2012 Salı

Aslı Güler'in Sokak Modası


İSTABUL FASHİON WEEK VE GALATA MODA HAFTASINDA EĞLENCELİ TASRIMLARI İLE ANILAN MODACI ASLI GÜLER İLE ÇALIŞMALARI VE SOKAK MODASI ÜZERİNE KONUŞTUK

Modacılık serüveninizden biraz bahseder misiniz?
A.G: ODTU şehir bölge ve planlama mezunuyum, okurken tasarımcı olmaya meyilim vardı,amatör çalışmalar yapıyordum okulum bitince Londra’da Central Saint Martin’s School of Design’da tasarım kursu aldım. Sonrasında istanbul’a gelip başladım on iki senedir yurt içi ve yurt dışı için tasarımlar yapıyorum.
Sizi İstanbul Fashion Week’de ki Cin Ali tişörtlerinizle ve farklı tasarımlarınızla tanıdık,modacılıkta özgün olmak nasıl bir yerde olmak size göre?
A.G: Hepimiz yapılmayanı yapmaya çalışıyoruz ama artık yapılmamış kalmadı, sürekli bir şeyler tekrarlanarak sunuluyor, 1960lardan 1980lerden tekrar esinleniliyor önemli olan farklı detaylar kullanarak birazcık değişiklik yaratmak, benim koleksiyonlarım genelde eğlenceli oluyor, eğlenceli bir detay alıp onun üzerine gitmeye çalışıyorum.
İstanbul Fashion Week ve Galata Moda haftasını tasarımcılar için nasıl değerlendiriyorsunuz katılımcı olarak?
A.G.:Fazla butiğimiz yok satış noktalarımız belli yerlerde herkesin ürünlerimizi görmesi çok kolay değil, Galata Moda’lar sayesinde herkesin görebileceği ürünlerimizi daha yakından görebileceği bir ortam olması sebebiyle yararlı oldu.
Geçmiş ile günümüzü kıyaslayacak olursak peki Sokak modası İstanbul’da nasıl bir kimlik kazanıyor sizce?
A.G.:Artık herkes kendi sitilini oluşturmaya prototiflerden çıkmaya başladı benim gençlik yıllarımda prototifler vardı Sebago ayakkabılar Levis 501 ler gibi, yine onlar var onun dışında marka bağımlılığından biraz sıyrılıp markaya ek olarak tasarımcı ürünü belki yanına pazardan aldığı bir ürünü çok başarılı bir şekilde kombinleyen gençler ortaya çıktı. Ful marka giyinenlere de karşı değilim ama böyle eklektif kombinler yapanlar çok başarılılar. Gördüğüm kadarıyla İstanbul’un farklı yerlerine göre değişiyor; Nişantaşı’nın ayrı Galata’nın Taksim’in ayrı  bir tarzı var, hepsi kendi başına sitillere sahip olmaya başladılar.
Önümüzdeki moda haftalarında nasıl bir kreasyon hazırlamayı düşünüyorsunuz?
A.G.: Tasarladığım ürünlerin üretimi devam ediyor bu anlamda yoğun günler geçiriyoruz, geçen yaz yaptığım motosikletli Vespolu koleksiyonum satışa sunulacak çalışmalarımı tamamlayıp sonrasında yeni tasarımlar yapmayı düşünüyorum.
Zara, İpekyol, Topshop gibi markalara da tasarımlar yapıyorsunuz sizce markalar mı sokak modasına yön veriyor yoksa sokak modasını tasarımcılara ilham kaynağı oluyor?
A.G.:İkisi de birbiri içinde döngü içinde baktığınızda büyük modacılar kendilerine idol aldıkları kadınların nasıl giyindiklerinden de ilham alabiliyor mesela Zara Karl Lagerfeld’in ünlü kadınlar için tasarladığı koleksiyona bakıyor ürünlerini daha giyinebilir bir hale getiriyor.
Sokak modası adına eklemek istersiniz?
A.G.:Herkes inşallah kendine yakışan kendine özgün giyinmeyi öğrenir diyelim.





Dünya Mutfağından Örnekler...

Sokak yemekleri açısından zengin bir yelpazeye sahip olan ülkemizden sonra, bu hafta ki yazımızda sizlere dünyadan örnekler verecek değişik sokak yemekleri tanıyacağız. Uluslar arası karşılaştırmalar kültürler arası farklılıkları görmemizi sağlayan en önemli etkendir. Her ülkenin kendine özgü bir mutfağı vardır ve aynı zamanda kendine özgü sokak mutfağı vardır. Dünyada ortak bir sokak yemeği var mıdır varsa bu yemek hangisidir diye bir düşündük. Çıkan sonuç ise herkesin severek yediği, kışın hemen hemen her cadde de kolaylıkla bulacağımız ‘kestane’ çıktı. Gerçekten düşünüldüğünde Avrupa’nın çoğu ülkesinde kışın sokakta kestane satıcılarına rastlayabiliriz. Şimdi gelelim uluslar arası sokak tezgâhlarından örnekler vermeye: AMERİKA Amerika denildiğinde herkesin aklına genelde fast food gelmektedir. Mutfak kültürü fast food olan bir ülkenin sokak mutfağıda yine fast food üzerine kurulmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nin çoğu şehirde sokaklarda satıcıların tezgâhlarında hot-dog yani sosisli sandviç, hamburger,kavrulmuş ve özel soslarla sunulan kuruyemişler, tatlı patatesler ve şekerli yumuşak simit olan donutları bulabilirsiniz. FRANSA Bilindiği üzere Fransız mutfağı, peyniri, şarabı, baget ekmeği, kruvasanları, tatlıları ve daha birçok çeşit yemeğiyle tüm dünyada büyük bir üne sahiptir. Fransa’da özellikle Paris’te sokaklarda en fazla rastlayabilinecek yiyecekler meşhur baget ekmeğiyle yapılan sandviçler, çikolatalı krepler ve kestanedir. İTALYA İtalyan mutfağı dünyanın her tarafında bilinip sevilen çok zengin bir mutfaktır. İtalya’da Sokak mutfağı bölgelere göre farklılık göstermektedir. Örneğin Roma’da kızgın ve bol yağda kızartılmış morina balığı dilimleri herkesin severek yediği bir sokak yemeğidir, öyle ki bu yemek sokaklardan restoranlara da taşınmıştır. Bunun yanı sıra İtalya’da her şehirde çeşit çeşit pizzalara ve özellikle mozarella peyniri, domates ve fesleğenli sandviçlerin tadına bakabilir çok makul fiyatlara karnınızı doyurabilirsiniz. BELÇİKA Patates kızartmasının doğduğu şehir olarak bilinen Belçika’da frites ya da patat adı altında ister sade ister özel soslarla yiyebileceğiniz külahta sunulan bir sürü patates kızartması tezgâhlarına rastlayabilirsiniz. Ayrıca mis gibi kokusu, enfes tadı ile yine Belçika’ya ait olan wafflecılara uğramadan geçmeyin diyoruz! HOLLANDA Hollanda’ya has olan ‘stroopwaffle’ bizim bildiğimiz waffleların aksine değişik bir lezzettir. Marketlerde paketlenmiş halde bulabileceğiniz bu wafflelar sokaklarda da sıcacık ve taze olarak da sunuluyor. Hollanda’da başka bir sokak lezzeti ise ‘harring’. Taze ve çiğ balığı tek hamlede yiyen Hollandalılar bunu beceremeyenler içinde bu balığı ekmek arası olarak da servis etmektedirler. PORTEKİZ Lizbon’un en meşhur tatlısı olan ‘Pasteis deBellem’ Portekiz’de yenilebilecek en leziz tatlılardan biridir. Milföy hamuruna benzer bir hamurun içinde vanilyalı pudingden oluşan bu tatlıya Lizbon sokaklarında rastlayabilirsiniz. İSPANYA Hafif atıştırmalıklar, küçük sandviçler ve kanepeler denildiğinde akla gelen ‘tapas’ İspanya’nın her şehrinde karşınıza çıkacaktır. İster tapas barlarda isterseniz de sokaklarda tadacağınız bu lezzetli atıştırmalıkları denemenizde fayda var. Bunun yanı sıra kızartılmış şekerli bir hamuru çikolata sosuna banarak yenilen ‘churros’ adlı tatlı ve horchata(orxata) adlı içecekte ispanya sokak mutfağından örneklerdir. Güney Amerika Santiago’dan Buenos Aires’e Güney Amerika sokaklarında rastlayacağınız sokak yemeği ‘empanada’dır. Empanada sokaklarda satılan bir börektir. İçinde acı sosla harmanlanmış et ve peynir olan bu börekler bol kalorili ve lezzetli bir yemektir. KAYNAKÇA: http://www.timeoutistanbul.com/seyahat/makale/1690/D%C3%BCnyan%C4%B1n-en-leziz-sokak-yemekleri http://www.gittimyedim.com/2010/08/avrupadan-sokak-lezzetleri.html

İki Teker Üstünde İstanbul







İki tekerlekli olan bisiklet ve motosiklet günümüz kent yaşamında karşılaştığımız birçok soruna sahip oldukları niteliklerle bir nebze çözüm oluşturmaktadır. Bu bakımdan, medeniyet ve şehircilik gelişimi açısından değerlendirilir ve bu araçların kullanımının teşviki sosyal sorumluluğun bir gereğidir. Sağladıkları maddi faydalar yanında çevre ve ekoloji bilincinin gelişimi meselelerinde araç olarak  kullanılma  imkanı sağlamaktadırlar. İklim değişikliğinin acil gündemde olduğu bir durumda çözüm başlıklarından biridir. Gürültü ve hava kirliliği yaratmama açısından kullanımları sürdürülebilir kalkınma ve çevre temizliği perspektifleriyle örtüşmektedir. Ayrıca kullanımları dar ve orta gelirlerin ucuza ulaşım hakkını gerçekleştirebilmeleri açısından kamusal alanlar olan bir demokratikleşme ifadesi ve gereğidir.

İki tekerlekli bu ulaşım araçlarının maddi yaratıkları da kullanımlarının önemini arttırmaktır. Ulaşımda içinde tek kişinin gittiği arabalarla tek kişilik motosiklet ya da bisiklet arasında taşıma kapasitesi konusunda fark yoktur ve trafik yoğunluğuyla mücadele yol yapmaktan değil, araç yoğunluğunu azaltıp, birim yüzölçümünde taşıyan kişi sayısını arttırmaktan geçer. Bisiklet ve motorsiklet zaman tarifelerine ve trafiğe bağlı olmadan seyahat imkanı sağladığı için yakıtın yanı sıra kent yaşamının en önemli unsuru olan zamandan da tasarruf sağlamaktadır. Bu sebeplerle oluşan kayıplar düşünülürse, en düşük maliyeti ulaşım imkanı sağlamaktadırlar. Bütün bunların yanı sıra bisiklet ulaşımın dışında kamusal ortak alanlarda yapılabilecek bir spor, eğlence oyun aracıdır ve bu açıdan da İstanbul gibi sosyal spor alanları eksik bir şehirde kullanımlarına yönelik planlama gereksinimi vardır.

Bu sebeplerden dolayı biz, bisiklet ve motorsiklet kullanımının, özellikle İstanbul gibi güzel bir şehirde yaygınlaşmasını canı gönülden diliyor ve destekliyoruz. 

Mehmet Emir Çağan
Cenk Dedeoğlu


Haytap'la Sokak Hayvanları Üzerine Kısa Bir Söyleşi


1-)Derneğinizin kuruluş tarihi nedir? Kurulduğu tarihten itibaren sokak hayvanları ile ilgili ne gibi çalışmalar yaptınız?
2006, Genel ve yerel yönetimler ile Türkiye çapında sokak hayvanları, bakımevlerinin kötü şartlarının  düzelmesi için çözüm odaklı, projeli çalışmalar(itlafların durdurulması, bakımevleri kurulması ve var olanların şartlarının düzeltilmesi,beslenme ve su odakları,halkın bilinçlendirmek için diyanet işleri ile işbirliği, hutbe ve vaazlar, bilbord çalışmaları..), yetersiz ve eksik olan 5199 sayılı hayvan hakları kanununun değişmesi ve kabahatler kanunundan çıkarılıp ceza kanununa geçmesi için hazırlanıp meclise sunulan yeni yasa tasarısı, yunus parkları, sirkler, hayvanat bahçeleri, pet shoplar, üretim çiftlikleri, kürk ve deney hayvanları, yük ve çiftlik hayvanları, av hayvanları ve yaban hayat konularında halkın bilinçlendirilmesi için eğitim çalışmaları, konularla ilgili afiş, broşür, kitapçık gibi görsellerin basımı ve dağıtımı, yazılı ve görsel medya ve tanınmış kişilerle ile işbirliği, ilköğretim, lise ve üniversitelerde eğitim çalışmaları, seminer , panel ve konferanslar, okullarda ve üniversitelerde hayvan hakları koruma kulüplerinin kurulması için çalışmalar,saha çalışmaları, resim sergileri, stantlar, yunus parklarının kaldırılması için yapılan eylemler, adalardaki atların çalışma şartlarının düzeltilmesi için çalışmalar…(look up www.haytap.org)
2-) Semra  hanım,ne  kadar  süredir  Haytap’la  çalışıyorsunuz
Kurulduğundan beri
3-)Metropol kentlerde sokak hayvanlarının çok olmasının nedeni sizce nedir?Dünyanı  sayılı  metropollerinden  olan  İstanbul’da  bu  konuda  yeterli  çalışma  yapılıyor mu?
Yerel yönetimlerin konuya duyarlı olmamaları ve eş zamanlı çalışma yapmamaları, yetkili kişilerin mevzuattan habersiz olmaları, yasanın ve denetimlerin yetersizliği, belediyelerin STK  ve gönüllülerle çalışmaktan kaçınmaları, halkı aydınlatıcı ve bilgilendirici çalışmaların yerel yönetimlerce yapılmaması,bir çok ilçede veteriner müdürlüğünün olmaması ve sokak hayvanlarının temizlik işleri (ilaçlama)müdürlüğünün insafına bırakılması,veteriner işleri ve bakımevlerinin kar amaçlı taşeron firmalara ihale edilmesi (ilaçlama firmaları),az köpek, az kısırlaştırma, az mama, az paraya yetersiz personel ve çok para zihniyeti.
Son birkaç aydır toplumdan gelen baskılar ve Haytap’ın kurumsal ve medya ile çalışmaları ile özellikle İBB de çalışmalarda düzelmeler görülmeye başlansa da birçok yerel belediye sınırları içindeki hayvanlar maalesef çok kötü şartlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışmakta, güçten düşmüş hayvanlar için bakımevleri yok, var olan bakımevleri ve RM ler de gönüllüleri yoksa toplama ve ölüm kampı, fiziki şartlar hemen hemen hepsinde çok kötü,  çalışan personel de hayvan sevgisi yok çünkü barınaklar sürgün yerleri, birçok bakımevinde taşeron firma yaptıkları ortaya çıkmasın diye gönüllüleri içeri almıyor, hayvanlar oradan oraya, ormanlara atılıyor.
4-)Ülkemiz de sokak hayvanlarını koruyan yasalar olmasına rağmen bu yasalar neden uygulanamamaktadır?
5199 sayılı yasa kabahatler kanunu dolayısı ile caydırıcı yaptırımı sahipsiz hayvanlar için yok. Çünkü yasa da sahipli ve sahipsiz hayvanlara can değil mal gözü ile bakılıyor.Hayvan sahipli ise malınıza zarar verildiği için ceza artıyor. Denetleme elemanlarının ki bunlar yerel yönetimlerde veteriner işleri müdürleri oluyor denetleme ve ceza kesme yetkileri olduğu halde görevlerini yapmıyorlar ve yapmaktan kaçınıyorlar. Eğer güçlü STK baskısı varsa toplum baskısında çekindikleri için harekete geçiyorlar. Dolayısı ile hayvansever ve hayvan hakları savunucularının mutlaka STK lar ile birlikte çalışması gerekiyor aksi taktirde birey olarak gittiğinizde yüzünüze başka arkanızdan başka davranıyorlar.
5-)İstanbul, gelişmiş bir kent olmasına rağmen neden sokak hayvanları sorununa bir çözüm bulunamıyor?
 Yurt dışında olduğu gibi petshoplarda hayvan satışı yasaklanmadıkça, üretim çiftlikleri denetlenmedikçe, yurt dışında özellikle doğu bloku ülkelerinde kaçak hayvan girişi kontrol edilmedikçe, evde üretimler denetlenmedikçe (bu hayvanların hepsi petshop ve internet sitelerinde satılıyor)bizim çalışmalarımızın çatıdan akan suyun altına kova koymaktan farkı kalmıyor.Acilen Onarılması gereken yer çatı aksi taktirde çözüme ulaşmak imkansız ve hayvanlar acı çekmeye devam edecek. Geçen hafta içinde benim kapımın önüne arabada 3 tane cins hayvan bırakıldı, 1 French bulldog 4 yaşında, 1 Terrie 3 yaşında, 1 Amerikan Cooker  5 yaşında, PET DİYE ALIYORLAR, PAT DİYE ATIYORLAR. Empati yapmaktan bu kadar yoksun bu insan denilen yaratıklar.
6-)Dernekler olarak İstanbul da ki sokak  hayvanlarını korumak için ne gibi faaliyetleriniz var?
Biz dernek değil federasyonuz. Bize bağlı Türkiye çapında 22 dernek ve 80 il temsilciliğimiz var. Faaliyetlerimizi açıkladım.
7-)İstanbul da ki sokak hayvanları için olan barınaklar yeterli mi ve barınakların şartları nasıl?
39 ilçenin 28 inde RM ve geçici bakımevi var. Çoğu toplama ve ölüm kampı, fiziki şartları çok kötü, hayvanlar beton ve fayansların üzerinde, demirlerin arkasında hücrelerde, altlarında paletler yok, mama kalitesi çok kötü, sürekli basınçlı su ile temizlik yapıldığı için hayvanlar sürekli, yaz-kış ıslak, çoğu 2-3 gün içinde enfeksiyon ve bakımsızlıktan ölüyor.Çoğu yerde cinslerine göre ayrılmadığı için küçüklerin ve evden atılanların yaşam şansları (bunlar zaten yaşama tutunmayı terk edildikleri için bırakıyorlar, yemiyorlar, içmiyorlar, dövülüyorlar)hiç yok, gönüllü yoksa kesin hepsi ölüyor.
8-)Bu barınaklarda hayvanların her türlü ihtiyacı karşılanıyor mu?(yemek sağlık gibi)?
Gönüllüler varsa evet, gönüllüler yoksa Allaha emanet, belediyeye değil.
9-)Barınakların giderleri nasıl karşılanıyor? Yardım eden kuruluşlar veya kişiler var mı?
Devletten ödenek alıyorlar ama bunu bakımevlerine çoğunlukla harcamıyorlar.Gönüllü varsa destek de var. Kırık-çıkık ve ciddi ameliyatlar hep gönüllü desteği ile oluyor. Aksi durumda hayvan getirilip bırakıldığı kafeste ölüyor ya da sakat kalıyor.
10-)Sokak hayvanları insanlar için bir tehdit midir?
Asla değil. Belediyeler gereği gibi çalışırlarsa, güçten düşmüş, yaşlı, sakat, kör, anne ve bebeklere, agresif hayvanlara yasa da belirtildiği gibi uygun yerler, doğal yaşam alanları yapılırsa hayvanlarla birlikte yaşamak bizim kültürümüz ve yurt dışında gelen yabancılar bunu takdirler karşılıyorlar, filmler yapıyorlar, fotoğraflar çekiyorlar. Yurt dışında bulunduğum zamanlarda tanıştığım insanlar bundan övgü ve sevgi ile bahsediyorlar. Dolayısı ile bu konuda Avrupa ve Amerika gibi ülkelere medeni diye benzemeye çalışmak yerine farklılığımızı korumamız lazım çünkü çoğu yabancı bunları sokakta görmek için buraya geliyor. GANDİ’nin dediği gibi : BİR ÜLKENİN MEDENİYETİ SOKAK HAYVANLARINA GÖSTERDİĞİ SAYGI İLE ÖLÇÜLÜR.
11-)İstanbul da sizce en çok hangi bölgede sokak hayvanı yaşamaktadır?
Ormanlık alanların yoğun olduğu, Beykoz, Sarıyer, Arnavutköy, Bolluca, Tayakadın, Tuzla, Şile, Kartal gibi bölgelerde. Çünkü belediyeler hayvanları araçlara yükleyip çoğu zaman rehabilet bile etmeden buralara atıyorlar.
12-)Sokak hayvanlarıyla ilgilenmesi gereken kurumlar ya da kişiler kimlerdir?
En başta yerel yönetimler bu onların görevi. Bizler STK olarak destekleriz. Ancak bir çok bölgede belediye görev ihmali yaptığı için gönüllüler çalışıyor. Bizim görevimiz belediyeleri harekete geçirip, yasaya uygun çalıştırmak,onların görevini yapmak değil çünkü popülasyonun bu denli artmasının nedeni yasadaki boşluklar, denetimsizlikler ve görev ihmalleri.
13)Hayvanlara uygulanan şiddet ve katliam örnekleri çok fazla peki bu şiddet eğiliminin ve katliamların önüne geçebilmek için neler yapılmalıdır? Bu insanlar hakkında suç duyurusunda bulunulsa ceza alırlar mı?
Halkı bilnçlendirmek en önemlisi. Yasanın ceza kapsamına alınıp suç işleyenin yurt dışında olduğu gibi hapis ve ağır para cezası alması gerekiyor. Caydırıcı olamazsa hiçbir şey değişmez. Küçük yaşta Hayvana yapılan işkence daha sonra insana yöneliyor. Bu çocukların yurt dışında olduğu gibi tespit edilip rehabilite edilmesi gerekiyor. Potansiyel tecavüzcü ve katiller bunlardan çıkıyor.
14-)İstanbul da Sokak hayvanlarına uygulanan şiddeti medya neden gündeme getirmiyor? Medyayı da nasıl harekete geçirebiliriz?
Son zamanlarda getiriyor ancak bazen medya yaptığı yanlış  ve eksik duyumlarla halkı hayvanlara karşı provoke de ediyor. Hayvanı vahşileştiren de insan. Çocuğunu da vahşileştiren insan.
15-)Sokak hayvanlara uygulanan şiddetin sorumlusu halktır peki biz halk olarak bu şiddetin önüne geçmek için ne gibi önlemler alabiliriz?
Birlikte hareket etmek, eğitim  ve denetim. Cezaların caydırıcı olması. Bu işleri yapanların deşifre olmaları ve sicillerine işlenmesi.
16-)Osmanlı ve Bizans zamanında sokak hayvanları için kurulmuş dernekler var mıydı?
Dernekler yoktu. Ama o zaman bizim insanlarımızda merhamet ve vicdan vardı.
17-)Eski zamanlarda İstanbul da Sokak hayvanları büyük sorun teşkil ediyor muydu?
Ettiği zamanlar oldu ve hayvanları zehirlediler ya da hayırsız adaya sürdüler. Burada hayvanlar açlık ve susuzluktan  çıldırdılar. Ama arkasından daha büyük felaketler yaşandı.

18-)Şimdi olduğu gibi çok eskiden de sokak hayvanlarına karşı katliamlar yapıldı bize örnek verebileceğiniz katliamlar var mı?
Hayırsızada sürgünü
19-) Avrupa’nın  metropol  kentleriyle  İstanbul  arasında  sokakta  yaşayan  hayvanlarla  ilgili  yapılan  çalışmalarda  ne gibi  benzerlikler  ve  farklılıklar  bulunmaktadır?
Onlar da bir dönem yok ettiler ama bizdeki gibi vahşice ve acı içinde kıvrandırarak değil. Artık yapmıyorlar. Onlarda koruma yasaları daha katı ama maalesef Yunanistan, İtalya gibi ülkeler, Ukrayna ve Müslüman ülkeler bu konuda kötü.

Semra  Önal
Haytap  Sarıyer Tems., Eğitim  Koordinatörü